2 Haziran 2018 Cumartesi

HAYVANLARLA BESLENME -2-


Taner Eon Demirci Lopez’in https://youtu.be/WjU-tEFrEmY kayıtlı çalışmasından derleme
Derleyen: M. İnan Karatepe
_________________________________________________________________________

Merhabalar
Umarım afiyettesinizdir…

Bugün hayvanlarla beslenme konusunun ikinci kısmına geçeceğiz. Kur’an ayetlerinden bahsedeceğimiz bu çalışmadan önce inşallah ilkini izlemişsinizdir. Eğer izlemediyseniz sizden bu çalışmayı bırakıp ilkine bakmanızı rica edeceğim çünkü oradan aldığımız bilgilerin bir kısmını bugünkü çalışmamızda kullanacağız.

Sunumumuza geçmeden önce hatırlayalım; "İnsanlar niçin hayvanları yerler?" diye sormuştuk ve şöyle maddelemiştik:

-Gelenek
-Alışkanlık
-Tat
-Yaşam mücadelesi

Kur’an ayetlerine geçmeden önce şu görsele bakınız:


Burada internet ortamında videosunu izleyerek tanık olduğumuz bir vahşet var. Gebeliğinin sonlarına gelmiş bir inek, işkence ile asılıp öldürülüyor ardından karnı yarılıp canlı yavrusu çıkartılıp o da öldürülüyor ve direkt çöpe atılıyor.

Sıradan bir yerde çekilmiş, önceden ayarlanmamış bir görüntü... Türkiye’de olmuş bir olay. Bu olayın binlercesi her gün dünyanın çeşitli yerlerinde meydana geliyor ve biz hiç farkına varmıyoruz. Önümüze konan bir et parçasının arkasında ne var, ne canlar alınmış, ne vahşetler yaşanmış hiç bilmiyoruz. İnsanın vicdanının almadığı bu olay bir mezbehânede yaşanan sıradan bir vaka… Bunun benzerleri her gün düzinelerce kez yaşanıyor. İnsan vicdanı buna, dur, demek istiyor.

KUR’AN AYETLERİ

Kur’an’a göre haram yiyecekler nelerdir? Allah-u Teala, bu sorunun cevabını elçisine vahiyle bildiriyor. Bu vahiy elbette ki Kur’an’ın içinde. Peygambere vahyedilenler arasında haramların birkaç madde olduğu, bunun dışındakilerin ise helal olduğu görülüyor, ayete bakalım:

 “Söyle: Bana vahyedilenden başka hiçbir yemekte haram bulmuyorum: Ölü, kan, pis olan domuz eti veya bozgunculukla ondan Allah’tan başkasına sunulan. Artık kim ihtiyaç duyarsa, haddi aşmadan ve hak çiğnemeden (yiyebilir.) Rabbin Gafurdur, Rahimdir.” (6:145)

Ölü: Arapçada “meytetu” kelimesi ölü demektir ancak geleneksel çevirilerde “leş” olarak çevrilir. Oysa leş kelimesi “cife”dir. Rabbimiz Kur’an’da; “Benim kelimelerimi saymakla bitiremezsiniz.” diyor. Allah, özel olarak her şeyi “mufassal” yani tafsilatıyla, apaçık açıkladım diyor. Buna rağmen “cife” kelimesini kullanmıyor ve aksine “meytetu/ölü” diyor. 

Kur’an’a göre ölü yemek haramdır. Hadisleri işin içine katmıyoruz. Eğer katacaksak içinden çıkamayız. Hadislerin içinde ne rezillikler olduğunu biliyoruz. 

Güya Muhammed Peygamber; “El-lahmu seyyidut’-taam” demiş, yani; “Et, yemeklerin efendisidir, seyyididir.” Oysa bir önceki çalışmamızda etin ne kadar necis, pis, toksik bir madde olduğunu gördük. İçinde kan var, sinirler, damarlar, donmuş yağlar var… Tamamen vücuda zarar veren şeyler. 

Bildiğiniz gibi ölüm gerçekleştiğinde hücreler asit salgılar. Bu asitli et tamamen pistir. 

Etin temiz, kaliteli olduğuna dair bu hadis de sonradan uydurulmuş bir sözdür. Kur’an’a göre ölü yemek haramdır.

Şahsen ben önüme gelmiş bir etin bir ölüye ait olduğunu düşünüyorum ve bunu haram olarak algılıyorum. Siz nasıl algılarsanız algılayın benim için farketmez. Ben burada size Kur’an’dan gördüklerimi anlatıyorum. 

Etik olarak zaten bir hayvanı bıraksanız on beş sene yaşar o... Ama siz en çok beş sene içinde öldürüyorsunuz hayvanları. Allah niçin hayvanların fıtratına daha fazla ömür biçmiş? Öldürelim diye mi? Öyle bir şey söz konusu değil. Kur’an’a göre ölü yemek haramdır. Geleneklere, hadislere göre değil. 

Kan: Haramdır. Sünnilik ve Şiilik etkisinde kalınarak yapılan çevirilerde sözde “ölü” derken leş demek istenmiş de güya hayvanların bıçakla kafasını kestiğinizde bu hayvanlar temizleniyor ve kanları boşalmış oluyormuş. Halbuki gidin kasaptan et alın, o eti süzgece koyun, onun altındaki kap, kanla dolacaktır. Çünkü ette kan vardır. Kan haramdır, necistir, pistir. Siz o kanı oradan alamazsınız. Yapısında var onun. O da haramdır.

Domuz eti: “Pis olan domuz eti ve bozgunculuk ile ondan Allah’tan başkasına sunulan…”

Şimdi burada diyorlar ki domuz eti özel olarak kullanıldığı için aslında başka etler yenebilir. Ben bunu diğer çalışmamda anlattım. Arap yarımadasında Allah’tan gayri insanlara, büyüklere, onların şereflerine domuzlardan kesilirdi. Çünkü domuz ucuz ve çok çabuk biçimde ürer gider.  Onlara öyle develer, inekler kesilmezdi. 

Madem hazır öldürülmüş bir hayvan ortada duruyor, soru soruluyor peygambere, bunu yiyebilir miyiz, diye… Hayır, diyor. “Ondan (o domuz etinden) Allah’tan başkasına sunulmuş olanı da…” yemeyin diyor. Kimse Allah’a böyle bir şey sunmazdı zaten. Hazır öldürülmüş hayvanı yemek de haram.

Ayet çok açık. Ölü yemek haram. Var mı itirazı olan? Kan... O da pis. Şimdi diyecekler ki o temiz kan. Ayette parantez içi ifadeler koyarak “ölü” yerine “leş”, kanın yerine “pis kan” yazıyorlar. Allah’ın söylemediği sözleri söylemek değil mi bu? Halbuki ayet açık. Kur’an mufassaldır. Geleneksel anlayış ve hadisler kanalıyla kelimelerin kavram alanı o kadar çok tahrif edilmiş ki o yüzden anlayamıyoruz. Muhammed peygamber ve onun etrafındakiler bu ayetlere muhatap olduklarında bizim gibi düşünmüyorlardı. Hemen ne demek istendiğini anlıyorlardı. Fakat biz şimdi bu konular üzerinde devamlı yorum yapmak mecburiyetindeyiz. Çünkü tarih içerisinde uydurulmuş hadisler vasıtasıyla kelimelerin anlamları değiştirilmiş. Ayette “ölü” yazıyor “leş” diye çevriliyor. “Kan” yazıyor “pis kan” diye çevriliyor.

Yaşam Mücadelesi:“Artık kim ihtiyaç duyarsa…”

Yaşam mücadelesinde ihtiyaç duyulursa et yenebilir, Allah bunu doğada böyle yaratmış. Yırtıcı hayvanlar hayat mücadelesinde başka hayvanları yerler. Yırtıcı olmayan hayvanlar da aynı şekilde. İnsanoğlu da mecbur kaldığında hayvan eti yer. Allah buna izin veriyor.

Sonrasında ne diyor Allah?

“Allah Gafurdur, Rahimdir.”

Sen mecbur kaldın, bunu yaptın, Allah affeder…

Kur’an’da yaşam mücadelesi ile ilgili ayetler avlanma ile ilgili ayetlerdir. (bkn:5:1-2-3 ve 16:14)

Eskiden zevk için avlanma olmazdı. İnsanlar yaşam mücadelesi sebebiyle avlanırlardı. Nitekim Hacca gidenler 5:1-2-3 ayetlerinde bahsedildiği üzere çölden geçiyorlar, hayati bir risk söz konusu burada, açlık durumunda avlanabilirler. Buradaki ayetlere bu nedenle hiç değinmiyorum. Çünkü bu ayetlerde avlanmaktan söz ediliyor. Bağlam tamamen farklı.

“Hedy” olarak ifade edilen bir kelime var bunu bize bugüne kadar kurbanlık hayvan olarak çevirmişler halbuki “hedy”; hediye demek. Ne zamandan beri kurban olmuş bu? Boyunlarındaki gerdanlık ifadesi var. Hacca gönderilen hediyelerden bahsediliyor orada.

16. surede ise deniz yolculuğundan bahsediliyor. “Gemilerle beraber nasıl gidersiniz” diyor. Deniz yolculuğu da yaşam mücadelesine giriyor, balıklar avlanıp yenebilir. Buna hiçbir şekilde itirazım yok. Zorunluluk hali çünkü.

Ehl-i Kitabın Yemekleri:

“Bugün size Ehl-i Kitabın temiz yemekleri helal kılındı…” (5:5)

Özellikle burada “tayyip” kelimesi geçiyor. Yani “temiz”…Burada Ehl-i Kitabın kestikleri, boğazladıkları gibi bir ifade yok. İslam fıkhında çokça geçer hani… Ben size bir önceki çalışmamda açıkladım. Et kesinlikle necistir, pistir.

Ehl-i Kitaptan birisi benim önüme et koysun ben onu temiz olmadığı için yemem. Et pistir. Dolayısıyla etin haram oluşuna dair argümanlarımıza karşı bir argüman olarak kullanılamaz bu ayet. Çünkü temiz kelimesi var ayette.

Hangi Yiyecekler Temizdir?

2:168  ayetinde Rabbimiz hangi yemeklerin temiz olduğunu çok net biçimde açıklıyor:

“Ey iman edenler! Yerden gelen helal ve temiz olanlardan yeyin. Şeytanın adımlarına tabi olmayın. O sizin açık düşmanınızdır.”

Allah açıkça belirtiyor. Siz alın ayetleri kendiniz okuyun. Benim için “Yerden gelen helal ve temiz olanlar” ifadesi yeterli. Kendiniz değerlendirin. Bilim okuyun, etin ne kadar zararlı, pis bir şey olduğunu ve kanser ürettiğini görün. Allah’ın hiçbir zaman et yemeğini temiz bir yiyecek olarak değerlendirmeyeceği kanısına kendiniz varın. Boşu boşuna Allah o kelimeleri oraya koymamıştır.

“Şeytanın adımlarını takip etmeyin.”

Şeytan ne ister? Melekler neye itiraz etmişlerdi? Şeytan kan dökülmesini ister. Şeytan birilerinin, birilerini öldürmesini ister.

 “Allah evlerinizi size huzurlu bir yer kıldı. Size nimetlerinizin (hayvanlarınızın) derilerinden yolculukta kolayca taşıyacağınız çadırlar ve konakladığınızda da bir vakte kadar yünlerinden, kıllarından, tüylerinden geçim vasıtası kıldık.” (16:80)

Burada "nimet" kelimesi hayvanlarınız olarak çevriliyor. Nimet her zaman hayvan anlamına gelmez. Her zaman yenen bir şey değildir. Mesela benim ablamın adı Nimet. Ben gidip ablamı yemiyorumJ Size verilen imkânlar birer nimettir. Nimet kelimesi bağlamına göre “hayvan” anlamına da geliyor, itiraz etmiyorum. Niçin onlara nimet denildiğini göreceğiz zaten ayetler kendi kendini açıklıyor.

"...derilerinden yolculukta taşıyacağınız çadırlar..."

Hayvanların derisini kullanabilirsin. Yemeyeceksin onu ama...  Eskiden çadırlar yapılıyordu. Şimdi montlar, ayakkabılar yapılıyor.

“…yünlerinden, kıllarından, tüylerinden geçim vasıtası kıldık.”

“Etlerinden” demiyor burada. Yünlerinden, kıllarından, tüylerinden deniyor. Özellikle açıklıyor Rabbimiz nasıl nimet olduklarını...

 “Ve sizin için o nimetleri (hayvanları) yarattı. Onların ısıtıcı özelliği ve menfaatleri vardır ve ondan yersiniz.” (16:5)

Isıtıcı özelliği derken üzerimize giydiğimiz montlardan mı bahsediliyor? Olabilir.

“Menfaatleri vardır…”

Ne gibi? Üzerine binersiniz, mesela at nimettir. Deve, eşek aynı şekilde…Onların üzerine biner, eşya kor taşırsınız. Hayvanları Allah bize musahhar kılmış. Eskiden böyleydi şimdi arabalar var, o da bizim için nimet.

“On-dan yersiniz”

Para kazanırsınız.

Bu “onlar-ı yemek” değil.

“Min” edatı var orada. “On-dan” yersiniz diyor ayet, “onlar-ı yersiniz” değil!

Sizin bir dükkânınız vardır. Size nerden geçindiğiniz sorulsa “dükkândan” dersiniz. Siz dükkânı yemiyorsunuz ki… “Ayakkabı dükkânım var, ben ayakkabı dükkânımdan yiyorum” dediğinizde, oradan geçindiğinizi söylemiş oluyorsunuz. Bu benim yorumum. 

Bazıları diyor ki; “Bu adam ne kadar şanslı, ne söylesek gelip bize cevabını veriyor.” Ayete bakıyorum ve hemen bunu görüyorum. Şansla ilgisi yok. Her ayette aynı şeyi söylüyor. Akıl ve mantığını kullananlar için ibretler vardır. Ölü yemeyin diyor ayet. Ölü… Leş değil.

 “Sizin için o nimetlerde dersler vardır. İçmeniz için karınlarındaki fışkı ile kan arasından çıkan bir maddeyi size sunuyoruz. İçimi kolay halis süt.”(16:64)

“On-dan yersiniz” ifadesindeki “on-dan yemek” yoğurt, süt vs. anlamına da gelebilir. İtirazım yok. Ama bu endüstriyel olarak yapılacaksa bu bir zulüm, direkt haram. Bir hayvanın zorla hamile bırakılması sonra yavrusunun elinden alınması, kapalı, daracık bir yerde tutulup sürekli makinelerle sütünün çekilmesi, daha çok süt versin diye hormonlanması, sürekli çalıştırılması kesinlikle haram. Kesinlikle endüstriyel süt, yoğurt vs. ben onları haram olarak kabul ediyorum kendim için.

Örneğin bir tane ayakkabı dükkânı olsun. Gittiniz kendinize bir ayakkabı alacaksınız, baktınız beğendiniz, fiyatı 10 dolar yazıyor. Bakıyorsunuz ki deri çok güzel işlenmiş, böylesi bir ayakkabı nasıl bu kadar ucuz olabilir, diye düşünüyorsunuz. Ayakkabının altında minicik harflerle yazılmış bir yazı dikkatinizi çekiyor, yazı çok incecik neredeyse görünmüyor. Bir büyüteç bulup okuyorsunuz. O yazıda şöyle yazıyor: 

"Bu ayakkabı Vietnam’da 6-7 yaşlarındaki 35 küsur çocuğun evlerinden alınıp/çalınıp, bir odada gün yüzü görmeden, belli saatlerde tuvalet izni verilerek ve çok az yiyecekle çalıştırılmasına dayalı bir iş yerinde hazırlanmıştır." 

Tam bir zulüm! Siz cebinizden parayı çıkartıp bu ayakkabıyı satın alır mısınız? Vicdanınız buna el verir mi? Bu sütler, peynirler aynı… Hayvanlar, kafeslerin içerisine koyuluyor, zorla hamile bırakılıyorlar. Defalarca hamile bırakılıyorlar ve en son kesimhaneye gönderiliyorlar, tamamıyla haramî bir sistem.

Diyeceksiniz ki ben şöyle bir inek buldum; buzağısının emmesi engellenmiyor, nazik bir şekilde kalan sütü sağılıyor fakat normal sütten 2-3 kat daha pahalı… Bunu alsam ne olur? Kur’an’a göre bu helal olur. Bunun peyniri de yoğurdu da helal olur. Pastörize etmen lazım ama… Oradaki pisliği çıkarman lazım. Çıkartamayacaksın ama bu helal olur sana. Diğer türlü zorlukla yapılan bir şey, etik değil, vicdana tamamen aykırı bir olay.

 “Yeyin ve nimetlerinizi (hayvanlarınızı) otlatın. Muhakkak ki bunda akıl sahipleri için elbette ayetler vardır.” (20:54)

Bazıları diyor ki işte bakın ayette “hayvanlarınızı yeyin” deniyor. Yanlış!

“Yeyin ve otlatın…”

Bir önceki ayete bakalım:

“O yeryüzünü sizin için yaşanır kılan ve sizin için onda yollar açan gökten su indiren ve onunla çeşit çeşit bitkiler çıkarandır.”(20:53)

Allah özel olarak diyor ki su indirdik ve çeşit çeşit bitkiler çıkardık. Bir sonraki ayette de ne deniyor: “Yeyin”

Neyi yeyin?

O bitkileri yeyin!

Sonrasında ne deniyor: “…ve hayvanlarınızı otlatın”

Allah niye demiyor burada, o hayvanlarınızı da yeyin, diye… Aksine “otlatın” diyor. Madem rızık kaynağı olarak hayvanları kullanacaksınız onların haklarını verin, otlatın onları özgürce…

 “Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların menfaatlerine şahit olsunlar ve belirlenmiş günlerde Allah’ın ismini ansınlar. Haydi öyleyse onlardan yeyin ve doyurun fakirleri”(22:28)

Bu ayet bütün mealciler tarafından yanlış çevrilmiştir. Burada kesme, boğazlama gibi bir kelime yok. Allah’ın nimetleri üzerine O’nun ismini anma var. Hayvan nimetinin menfaatlerine şahit olma var. Belirlenmiş günlerde bu nimetlere karşılık Allah’a şükretme var.

“Haydi onlar-dan yeyin ve doyurun fakirleri”

Onlar-ı yeyin, demiyor yine…

Temiz yemekleri yersiniz, hayvanları ise alırsınız onlar üzerinden para kazanırsınız ve kazancınızla fakirleri doyurursunuz…

Güya burada geçen, “Allah’ın adını zikret” ifadelerini, onları Allah’a ada diye anlıyorlar. Ayetleri göreceksiniz. Bir tane ayette bile getirin hayvanları benim için kesin, kurban edin diye bir ifade yok. Başka bir ayet var ki tam tersini söylüyor:

 “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Sadece sizin takvanız ulaşır. İşte böylece onları size müsahhar kıldık ki hidayetten anladığınız kadarıyla Allah’ı tekbir edesinizi. Muhsinleri müjdele.” (22:37)

Öyle kesme, boğazlama yok. Sadece takva, bilinç, sakınma var. Kesmeyin, diyor bize. Onları size musahhar kıldık diyor. Kanlarını, etlerini değil. Çalışacaklar sizin için, ata bineceksiniz, yük taşıyacaksınız vb.

“Sizin anladığınız kadarıyla…”

Bu tamamen bir bilinç meselesi…

Bu olayın aynısı Tanah’ta da var. Eski Ahit’te Mezmurlar 40:6, 51:16, 1.Sam. 15:22 ayetlerinde. Allah kesinlikle kurban istemiyorum sizden, diyor. Ayet geliyor onlara da…

“Ey Halkım! Dinle de konuşayım. Ey İsrail! Sana karış tanıklık edeyim. Ben Tanrıyım. Senin Tanrın. Kurbanlıklarından ötürü seni azarlamıyorum. Yakmalık sunuların sürekli önümde. Ne evinden bir boğa, ne de ağıllarından bir teke alacağım. Çünkü bütün orman yaratıkları, dağlardaki bütün hayvanlar benimdir. Dağlardaki bütün kuşları korurum, kırlardaki bütün yabani hayvanlar benimdir. Acıksam sana söylemezdim çünkü bütün dünya ve içindekiler benimdir. Ben boğa eti yer miyim? Ya da keçi kanı içer miyim? Tanrı’ya şükran kurbanı sun. Yüceler yücesine adadığın adakları yerine getir. Sıkıntılı gününde seslen bana, seni kurtarırım sen de beni yüceltirsin.”

Şükran kurbanı… "Karip/kurban"; yakınlık demek. Hayvan kurbanı değil. Ne suçu var hayvanın? Hiç suçsuz bir hayvanı boğazlayarak Allah’a yaklaşacağını mı sanıyorsun?

Eski Ahit de aynı şeyi söylüyor. Onun ismini zikredip, onun izniyle kesmek filan, yok öyle şeyer, tamamen uydurma!

Katkı Maddeleri:

Bazıları anti-tez olarak 6:146 ayetini gösteriyorlar. Orada Yahudilere ölmüş hayvanların iç yağları helal edilmişti hangi hayvan olursa olsun. Bu Levililer 7:24’te de geçer. 

Niçin? 

Yahudiler, yemeklerin daha uzun bir süre dayanmasını sağlamak için ölmüş hayvanların iç yağlarını katarlardı.

Bugün kullanılan E katkı maddelerinin ilmi oradan gelir. Bir ekmek alıyorsunuz üç hafta gidiyor. Nasıl oluyor bu? Katkı maddeleriyle… Ne yazık ki bugün o katkı maddelerini elde etmek için bir sürü hayvan öldürülüyor.

Bazı sebeplerden dolayı bazı hayvanların iç yağlarını da ceza olarak yemeyecekler deniyor.  

Düşünsenize Allah ceza olarak hınzır etini onlara yasaklamış. Hınzır etini ceza olarak yasaklar mı böyle bir et yeniyor olsa? 

Halbuki hınzır etinin pis olduğunu söylüyor Allah. Ve ceza olarak pis bir eti yemeyin der mi? Ceza olmuş olsaydı, bunu yeyin derdi. Durum tam tersi. Buradaki durum katkı maddeleriyle ilgili. Artık size ceza olarak bu katkı maddelerini kullanmak yasak diyor. Olay hınzırın etinin yenmesi olayı değil.

Bu hayvan eti meselesinin tekrar gündeme getirilmesi lazım. Ölü yemek haramdır. Kur’an dininde haramdır. Ben hüküm koymuyorum. Hükmü Allah koyuyor. Ölü yemek haram dendiyse haramdır, bitti. Sen onu “leş” diye çeviriyorsun. Oysa “meytetu” ölü demek. Sen “leş” derken hüküm koymuş oluyorsun, Allah’ın koymamış olmadığı bir hükmü koyuyorsun.

İbrahim Peygambere Gelen Elçiler:

Şimdi bana İbrahim peygamberin yanına elçiler geldi ve İbrahim onlara buzağı eti getirdi, diyeceksiniz.

 “Andolsun ki elçilerimiz İbrahim’in yanına bir müjde ile geldiler ve ‘Selam’ dediler. ‘Selam’ dedi. Bunun üzerine onlara kızarmış buzağı getirdi.” (11:69)



“Bunun üzerine onların elleri uzanmadı ona. Onları yadırgadı ve onlardan dolayı bir korku duydu. Dediler ki korkma, biz Lut kavmine gönderildik.” (11:70)

İbrahim peygamber merhaba diyor, konuşuyorlar ve ben size yemek getireyim diyor ve giriyor içeriye ve yemekle dönüyor odaya… 

Bazıları diyor ki onlar melek olduğu için yemediler. Halbuki ayette “elçi” yazıyor melek değil. Zaten melek olsalardı İbrahim’e daha mutfağa giderken derlerdi: “Sen hiç yorulma biz yemek yemeyiz.” Niye adamı zahmete soktular ki koskoca İbrahim peygamber kalktı, içeri gitti ve önlerine yemek getirdi. Ne yaptı elçiler? Elleri uzanmadı ona. Ayette; “onları yadırgadı” diyor. İbrahim peygamber alınıyor. Yemek getirmiş, elleri uzanmıyor. Niçin daha önce söylemediler? Melek olsalar söylerlerdi. Elçiler İbrahim’in yemeğini bekliyorlar. Et görünce elleri uzanmıyor asıl… 

Dolayısıyla bu ayet bir anti-tez değil aksine baştan beri söyleyegeldiğimiz konuyu birebir destekler.

 Musa Peygamber ve Halkı:

“Bir zamanlar Musa halkına: Dinleyin. Allah bir inek kurban etmenizi emrediyor, demişti. Onlar, sen bizimle alay mı ediyorsun, dediler. Musa da, cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti.” (2:67)

Yukarıdaki ayet, Bakara suresi diye yanlış isimlendirilen bir surenin ayeti… Güya inek kesmek lazım ya bakara demişler malum “bakara”, inek demek.  

Bu yorumu İslam tarihinde belki de ilk defa duyacaksınız. Olaya bu gözle bakıldığında çok farklı sonuçlar çıkıyor. Ne yazık ki İslam tarihinde bugüne kadar her zaman Sünnilik ve Şiilik nazarıyla değerlendirilmiştir bu ayetler. Hadisleri atıp sıfırdan bir bakış olmamıştır. Kur’an’a bakan arkadaşlar, odaklandıklarında bambaşka hususlar keşfediyorlar. Bu Kur’an’ın mucizesi benimle alakası yok.

2:67’yi örnek vererek, Allah, Musa’ya inek kesilsin diye emretmiş, deniyor. Sonra kesilen ineğin butuyla bir cinayet vakası aydınlatılıyor, güya…

Kurban, daha önce de belirttiğimiz gibi “karip, kurbet” yani  “yakınlık” anlamına geliyordu. Hemen akla inek gelmemeli. Allah için her türlü şeyi kurban edebilirsiniz.

Musa, kavmine “bir inek kurban etmelerini” söylüyor. İnek boğazlayın, kesin demiyor.

Halkı cevaben ne diyor?

“Sen bizimle alay mı ediyorsun?” diyorlar.

Niçin acaba?

Alay edilecek bir şey değil ki bu… Bakalım ayet bize gösterecek. Kurban işlerine gelmiyor çünkü onların.

“Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın, dediler. Musa, Allah diyor ki O ne yaşlı ne de körpe, ikisi arasında bir inek. Size emredileni hemen yapın, dedi.” (2:68)

Kurbanın ne olduğunu bilen bir millet onun ne olduğunu açıklasın diye sorar mı?
Burada işlerine gelmeyen bir durum olduğu ortada…

“Onlar; Rabbine bizim için sor da onun renginin nasıl olacağını bize açıklasın, dediler. Musa’nın cevabı şu oldu: Allah kurbanın sapsarı parlak renkte, bakanlara zevk veren bir sığır olmasını istiyor.”

Bakanlara zevk veren şey nedir? Siz hiç böyle bir inek gördünüz mü? Burada bahsedilen şey altından yapmış oldukları buzağı! O insanlar, altından yaptıkları buzağı heykellerine taparlardı. Sapsarı, parlak, bakanlara zevk veren… Adamların işine gelmiyor bunu anlamak. Bizimle dalga mı geçiyorsun, diyorlar. Biz bunu kurban mı edeceğiz yani…


 “Onlar, yine demişlerdi: Rabbine bizim için sor da o kurbanlığın nasıl olacağını bize daha açık bildirsin. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer ve sonra Allah dilerse emredileni yapabiliriz.” (2:70)

Sığırlar birbirine benzer. Anlamak istemiyorlar yine…

(Musa) dedi ki: “(Allah) buyuruyor ki: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir.” Bunun üzerine onlar: “İşte şimdi gerçeği anlattın” diyerek tanımlanan sığırı kestiler. Az kalsın bunu yapmayacaklardı.” (2:71)

Hiç çalışmamış bir inek, hiç arazi sürmemiş. Bu sizin bildiğiniz normal ineklerden değil. Altın buzağıdır o! Yoksa bunun gidip inek kesmekle bir alakası yok. Allah niye yaptırsın onlara böyle bir şeyi? Asıl zor olan o altın buzağıyı kurban etmek.
Sonrasında ne diyor?

“Siz bir nefsi öldürdünüz sonra da başınızdan savdınız. Onun hakkında Allah gizlenmiş olan şeyleri bilir.” 2:72

Ayetin devamında;

“Ondan alın o öldürdüğünüze vurun canlansın” diyor.

Bunu Sünni mantık şöyle anlıyor: İneği kestiler, bir bacağını getirdiler, ölü adama vurdular ve ölü canlandı!

Ayet ne diyor?

“…öldürdünüz ve başınızdan savdınız.”

Öldürülen insan nasıl baştan savılabilir?

Burada geçen “katale nefsi” ifadeleri bir adamı öldürmek anlamına gelmiyor. Başka bir surede benzer ifadeler kullanılıyor ve yine Musa kavmine;
“Nefislerinizi öldürün” diyor. Burada intihar edin, denmiyor.
Siz bir nefsi öldürdünüz ifadesiyle de siz bir nefsi incittiniz ve başınızdan savdınız. Gidin o erittiğiniz altın buzağının bir parçasıyla o kişinin de kalbini kazanın, diyor.

Bıldırcın Eti:

56:21 ayetinde cennette insanların kuş eti yiyeceği söylenir. Burada direkt olarak “Lahm-it-tayr” (kuş eti) denir. Kur’an’ın hiçbir yerinde inek eti, koyun eti denmez. Deniz yolculuğunda bir zorunluluk olduğu için orada lahm geçiyor. Cennette de dünyada olduğu gibi hayvanları kesecekler, kuşları bile boğazlayacaklar mı sanıyorsunuz? Burada tamamen mecazî, bambaşka bir nimetten bahsediliyor.

Hatırlayalım yeniden:

“Söyle: Bana vahyedilenden başka hiçbir yemekte haram bulmuyorum: Ölü, kan, pis olan domuz eti veya bozgunculukla ondan Allah’tan başkasına sunulan. Artık kim ihtiyaç duyarsa, haddi aşmadan ve hak çiğnemeden (yiyebilir.) Rabbin Gafurdur, Rahimdir.” (6:145)

Evet, Sevgili Arkadaşlarım!

Bunlar benim görüşlerim. Ben bu ayetleri bu şekilde anlıyorum. Siz nasıl isterseniz öyle anlayın. Ayetleri defaatle inceledim. Zaten hayvan yemenin sağlığa ve çevreye zararlı olduğunu, hayvanlara zulüm olduğunu ilk çalışmamda ortaya koydum. Etin necis, toksik bir madde olduğunu belirttim. Ölü, kan hepsi pistir. İnsan zorda kalırsa elbette yiyebilir. Siz bu ayetleri bu şekilde anlamasanız bile size saygı duyuyorum. İstediğinizi yapın. Ben Rabbimin bana doğadan verdiği temiz gıdalarla beslenmeyi tercih ediyorum. Tofu, soya gibi birçok gıda var, dengeli beslenmek adına, siz de araştırın. Kanserojen olmayan, temiz, doyurucu yemekler doğadan gelmektedir. Hayvan canını almaya gerek yok. 

Umarım anlatabilmişimdir, afiyette kalınız.



15 Mayıs 2018 Salı

HAYVANLARLA BESLENME -1-





Taner Eon Demirci Lopez’in https://youtu.be/gsJ0rExUeqQ Kayıtlı Çalışmasından Derleme
Derleyen: M. İnan Karatepe
_________________________________________________________________________________




Merhabalar
Bugün uzun zamandır bahsetmeyi istediğim bir konuyu ele alacağız: Dünyanın unuttuğu mazlumlar ve dünyanın en büyük bağımlılığı; hayvan eti yemek…
Unuttuğu mazlumlar, diyoruz çünkü bu o kadar sıradan bir şey halini almış ki insan hiç düşünmüyor bile önüne gelen bir et parçasının arkasında neler var… Bu tıpkı Nazi Almanya’sında sokak ortasında öldürülen insan manzaraları karşısında bir şey hissetmemeye benziyor. Aynı şekilde Filistin’de benzer manzaralar yaşanıyor ve bizim gözümüzün önünde her gün bombalar patlıyor ve yüzlerce insanın ölümü bizim için artık sıradanlaşıyor. Hiç kimse artık bir şey hissetmiyor. Eti için hayvanların öldürülmesi de atalarımızdan bize bir alışkanlık olarak geçmiş. Alışılagelmiş bir durum olduğu için bunun da farkında değiliz. Önümüze gelen et parçasını afiyetle yiyoruz ve hiç düşünmüyoruz bile...
Bugün dünyanın bu en büyük bağımlılığını bir metodoloji takip ederek anlatacağız:
*İnsan etikleri
*İnsan sağlığı-fizyolojisi
*Dünyadaki açlık
*Çevre kirliliği
*Din
Yukarıdaki başlıkları ele almadan önce bir açıklama yapmak istiyorum. Şahsen ben, bir buçuk sene öncesine kadar et yiyordum. Hatta benim çok yakın akrabalarımdan birisi, yedi-sekiz senedir kendisi et yemeyi bırakmıştı, bana sürekli olarak et yemenin insan sağlığına zararlarından ve hayvanlara yönelik bir zulüm ve işkence olduğundan söz ediyordu. Bense sürekli olarak, bize bunları Allah’ın verdiğini, onun bahsettiği gibi bir durumun kesinlikle olmadığını söylüyor ve olaya sadece dinî çerçeveden bakıyordum. Ne zaman ki bir belgesel seyrettim ve o andan itibaren, bir insan olarak hayvan eti yeme işine noktayı koydum. Ve şuanda çok memnunum. Et yemiyorum. Tamamen sağlıklı, doğadan gelen gıdalarla besleniyorum. Bütün vücudumun ihtiyacı olan proteinleri de alıyorum. Her gün yaklaşık olarak birer saat vücut geliştirme ve fitnees yapıyorum. Böylelikle insanlara anlatmaya çalıştığım doğayla barış içinde, insanca yaşama gibi söylemlerin hepsini ancak şimdi yaşantıma yansıttığımı düşünüyorum. Eskiden de bunları söylerdim fakat önüme gelen et parçasının öldürülmüş, hayatı elinden alınmış bir hayvanın parçası olduğunu düşünmezdim bile… Şimdi gerçek barışın et yemeyerek gerçekleşeceğine inanıyorum.
Takip edeceğim metodolojide ilk olarak insan etikleri açısından konuyu ele alacağız. İnsanca, etik yaşamak nasıl olur?
Ardından İnsan sağlığı ve fizyolojisi’ne göre bir değerlendirme yapacağız. Bu konuda İngilizce yayınlar bir hayli fazla fakat Türkçe kaynaklar da var. İnsanın fiziki yapısı et yemeye müsait mi, bakacağız.
Dünyadaki açlık… Çok şaşıracaksınız. Dünyadaki açlığın sebebi nedir?
Çevre kirliliği… Çevre kirliliğinin en önemli sebebi nedir?
Ve Din… Sonuncu olarak da din faktörünü göreceğiz. Niçin sonuncu olarak ele aldığıma gelince, et yemek din değildir. Bu tamamen insan sağlığıyla ilgili bir şey… Allah, insanlara et yemeyi emretmiyor. Nitekim bazı kişiler bir takım ayetleri göstererek, Allah et yemeyi helal kılmıştır, diyecekler. Anneleri, babaları ya da kendileri kanser vb. hastalıklara yakalandığında doktorları et yemeyin, dediğinde, sen bize bunu nasıl yasaklarsın diye itiraz etmeyecekler ve et yemeyi hemen bırakacaklardır. Çünkü sağlıklarının negatif yönde etkilendiğini görecekler.
Benim burada yapmaya çalıştığım şey, öncelikle et yemenin hem insan bedenine hem ruhuna zararlı olduğunu etik açıdan ele almak olacak. İnsan sağlığı, dünyadaki açlık, çevre kirliliği ve din konusu da bu başlıktan sonra gelecek. İslam dininde de meleklerin Allah’a itiraz ettikleri ilk konu budur; insanın yaratılışı sırasında; “Yeryüzünde kan dökecek birini mi yaratacaksın?” şeklinde itiraz etmişlerdir. Gösterdikleri ilk tepki, Allah’ın kendisine muhatap olarak seçtiği varlığın “kan dökücü” olmasıdır. Melekler karşı çıkıyor buna. İnsanoğlu, birbirini öldürecek vs. denmiyor. Kan dökecek, deniyor. Kan dökme olayı var, insan ya da hayvan kanı…


Melekler nereden biliyor bunu?
Homo sapiens yemek için avlanıyordu. Evrimsel bir süreç var. Dogmatik insanların zannettiği gibi Adem, gökten aşağıya inmemiştir. Allah; “Gidin yeryüzünde dolaşın ve yaratılışı nasıl başlattığımızı, her şeyi sudan yarattığımızı görün” der. Diğer gezegenlere uzay aracı gönderildiğinde ilk aranan şey su oluyor. Kur’an, su ve toprağın birleşiminden bütün canlıların çoğaldığını 15 asır evvel söylüyor. Bu evrime işarettir fakat konumuz öncelikle bu değil. Melekler bu avlanmanın ne kadar kötü olduğunu görerek itiraz ediyorlar.
Ayrıca Kur’an’da “Ölü ve kan yemeyin” ayetinde geçen “meyte” kelimesi,  “leş” olarak çevrilerek tahrif ediliyor. Arapçada leş; “cife” olarak tabir edilir. Ayette kullanılan kelime ise “meytetu”dür. Yani ölü! Kur’an; “Ölü yemeyin!” diyor. Bu konuyu ikinci çalışmamızda ele alacağız.
Bu, bir din değiştirme değil hayata bakış perspektifini değiştirmedir. Çünkü hiç görmediğiniz şeyler göreceksiniz. Bu çalışmayı başından sonuna kadar takip etmenizi tavsiye ediyorum. Bu çalışmanın içine bazı görseller koyacağım, bu bölümlerde lütfen gözlerinizi kapatmayınız. Çünkü siz parçalanmış hayvan etlerini yerken gözlerinizi kapatmıyorsunuz dolayısıyla gözlerinizden rahatlıkla geçebiliyorsa bu görüntüler, midenizden de rahatlıkla geçsin. Ama gözünüzden girmeyen şey midenize nasıl girecek? Bunun cevabını da kendi vicdanlarınıza bırakıyorum.

Hayvan Yemek Etik midir?
Biz bir canlıyız. Beyni olan, sinir sistemi olan başka bir canlı var ve biz bunu yemek için öldürüyoruz. Onun beyninin fonksiyonlarını, kalp atışlarını kendi beslenmemiz için durdurmamız acaba etik midir?
Bildiğiniz gibi, Abraham Linkoln, Afrika’ya çok öncesinden getirilin zenci köleleri serbest bırakmıştı. A. Linkoln’den önce kölelelere her türlü eziyet yapılıyordu. Her doğan çocuk, doğduğu andan itibaren köle olarak doğuyordu ve efendisine hizmetçi olarak çok az bir ücret karşılığında, karın tokluğuna hayatı boyunca çalışıyordu. Buna ücret bile denmez. Doğar doğmaz köleydiler. Doğan her bebeğin efendisi bir beyazdı. Hayatları boyunca bu insanlar kendi ailelerini değil efendilerini düşünmek zorundaydılar. Kendi mutluluklarını düşünemezlerdi.
Köleliğin tanımı nedir buna bir bakacak olursak, kölelik:
“İradesinin dışında, aklı, beyni olan birisini para kazanmak, menfaat elde etmek için çalıştırmak, onu düşünmeyerek, onun güçsüzlüğünü fırsat bilerek ondan en üst seviyede haklarını vermeyerek istifade etmek, onları özgürlüklerinden men etmek” tir.
Acaba bu kölelik sadece insanın insana yaptığı bir şey mi? Acaba başkaları mesela hayvanlar da doğar doğmaz köleleştirilmiyor mu? Hayatları boyu özgürlükleri ellerinden alınmıyor mu? Örneğin buzağılar annelerinin yanından nasıl çekiliyorlar? Bir hapishane içine yerleştiriliyorlar. Özgürlükleri ellerinden alınıyor, onlardan besin olarak faydalanmak için insanlar tarafından köleleştiriliyorlar.



Buzağılar doğumlarından itibaren çabucak annelerinin yanından çalınıyorlar ve en temel hakları olan anne sütü ve şefkatinden mahrum ediliyorlar.


Annelerinden gasp edilerek çalınan bu hayvanlar birilerinin para kazanması için gayr-i fıtrî olarak kafeslere kapatılıyorlar. Ta ki oynamasınlar, enerjilerini tüketmesinler ve çabucak şişsinler.


En fazla 5. Günde sütten kesiliyorlar. Anneleri süt vermeye devam ediyor ama… Niçin kesiliyorlar? Keşke bunu da açıkça söyleseler... Buzağının hakkı olan sütü alıp satmak için.
Buzağılar hayvan yetiştiricilerinin tabiriyle “bireysel kulübeler”de tutuluyor. Bireysel hapishane demek biraz zor tabii… Hayvanların özgürce, fıtratlarına uygun biçimde büyümesine müsaade edilmiyor. Onlar bir an önce hızlı hızlı şişiriliyor çünkü onlar için zaman para demek. Modern tesislerde ilkel bir kölecilik sistemi örneği işliyor.


Oysa inekler doğurdukları yavrularına süt vermek isterler, bu onların hakkıdır, yavrularıyla yaşamak isterler, yavruları da anneleriyle…
Neden ayırıyorlar yavruları annelerinden?


Sütü için…
Pekii bu helal mi? Başkasının hakkını gasp edip kullanmak? Yorum sizin.


Her buzağı annesinden ayrılırken bir dram yaşanıyor. Bu apaçık bir zulüm! Yavrusu elinden alınan inek peşinden koşturuyor yavrusu da ağlıyor. İnekler ellerinden alınan yavrularının arkasından haftalarca ağlıyorlar. Sonra da hayatları boyunca yavruları için ürettikleri sütleri için hapsediliyorlar. Süt vermeyi durduramıyorlar çünkü makineler her gün onları emiyor. Sütten kesilince de hizmetlerine karşılık boğazları kesiliyor!




Günümüzde endüstriyel hayvancılıktan elde edilen her türlü ürün, insan etiklerine aykırı elde edilmektedir ve ayrıca dinen de meşru değildir.
                                                  
                                                      *
Evet görsellere baktınız, ne kadar vahim değil mi? 
Bir buzağının annesinden ayrılması o annenin yavrusu için üretmiş olduğu sütün endüstriyel süt işletmeleri tarafından alınması, hani ben çalınması deyince haya ediyorum ama anne sütü yerine başka yemler verilmesi, kafesler içerisinde tutulması, şişirilmesi, özgürlüklerinin tamamen kısıtlanması ve zorla hamile bırakılması, hepsi zulüm!
Biliyorsunuz inekler boğalarla birlikte olmadan, insanlar ellerinde çubuklarla, yumruklarıyla boğa spermini ineklerin rahmine sokarak onları hamile bırakırlar.


Sonra inekler doğurtulur, doğum yapar yapmaz annelik hisleri de ellerinden alınır ve yavruları da onlardan çalınır ki o doğum yapmış anne, süt vermeye devam etsin. Yani yavrusunun sütünü… Bu süt içerisinde insan sağlığına zararlı o kadar çok şey var ki… İltihap var, kan var, her türlü organizmalar var. O yüzden süt pastörize ediliyor. Halbuki sütü pastörize etmek o iltihabı sütün içerisinden çekip çıkarmıyor sadece onu nötr hale getiriyor. İçindeki kanı ve çeşitli organizmaları da aynı şekilde…  Ama süt içerken o iltihap hâlâ var! Ayrıca süt içerisinde yavrusunu bağımlı hale getirmek için bir madde daha var. O yüzden devamlı süt içen insanlar süt bağımlısı olurlar. Süt endüstrisi niçin devamlı süt için, süt için diyor bunu da göreceğiz. O başka bir konu. Anlatılmak istenen hayvanların haklarının ellerinden alınması. Anneler, yavrularının arkasından haftalarca ağlıyorlar. Bu inekler 3-4 sene devamlı süt veriyorlar doğurdukları yavruları için. Makineler çektikçe onlar süt vermeye devam ediyorlar. Sütten kesilince ikinci kez belki üçüncü kez hamile bırakılıyorlar ve hayatları boyu hamile kalıyorlar. Düşünün ömür boyu gebelik… Ne karşılığı?


Saman!
Kapalı bir yerde yaşayacaklar. Tamamen bir zulüm!
Bu bittikten sonra da hemen kesimhaneye…


Dışarıya çıktıklarında ise nasıl sevinip oynadıklarına bir bakınız. 


İnsan vicdanı dur diyor, bu katliama, bu zulme sakın iştirak etme…


Hayvanlar Beyinsiz midir?
Hayvanların beyinleri, sinir sistemleri, hisleri vardır.
Acaba içinizden hayvanlara beyinsiz diyebilecek kimse var mı? Köpek sizi tanıyor, otur deyince oturuyor, kalk deyince kalkıyor. Hangi dilde konuşursanız onu anlıyor. İneklerin de beyinleri var. İneklere kapıyı açarsınız, kapıdan dışarı çıkar giderler. Sizi tanırlar. Yavruları arkalarından ağlar. Sinir sistemleri var. Köpeğe iğne batırın, refleks gösterir. Bütün hayvanlar acıya karşı refleks gösterirler. Bazı inekleri ve atları kızgın demirle numaralandırırlar. Hayvanlar nasıl bağırırlar. Sinir sistemleri var çünkü acı çekiyorlar. Kediler, köpekler, inekler ağlar. Bunu duymuşsunuzdur. Gözlerinden yaş gelen inekler var, internetten arayın; ağlayan inek, ağlayan deve videoları göreceksiniz… Ağlıyorlar bir şeye üzüldüklerinde. Bir köpeğin yanında başka bir köpek öldüğünde ağlar, uğular, nasıl ses çıkartıyorsa öyle… Hayvanlar beyinsiz değildir. Hayvanlar kesimhaneye götürüldükleri zaman tam tamına bıçağın gırtlaklarına değeceğini hissederler. Acıyı hissederler, kıvranırlar. Köpekler öldürülünce nasıl olur da bir köpek öldürülür, köpek öldürmek günah diye bakılıyor. Acı çekiyor insan. Halbuki köpeğin çektiği acı ile ineğin, koyunun vs. çektiği acı tamamen aynı.
Uzak doğuda insanlar kedi ve köpek yiyorlar.


Aynen Türkiye’de ve diğer birçok ülkede inek, koyun, keçi vs. çiftlikleri gibi onların da köpek çiftlikleri var. İnek, koyun çiftlikleri de var, köpek çiftlikleri de… Onlar da aynı şekilde öldürüyorlar ve çok sıradan biçimde yiyorlar.


Köpek çiftliklerinde öldürülen hayvanlarla inekleri, koyunları, keçileri vb. hayvanları bir kıyas ediniz. Bakalım acaba inekler, koyunlar, keçiler hissetmiyor mu?


Eğer et tüketiyorsanız bu görsellerin tamamını dikkatle incelemenizi rica ediyorum. Eğer gözünüzü kısmadan ve merhamet hissi duymadan bakabiliyorsanız o zaman yediğiniz etler size afiyet olsun. Ama bunu başaramayacaksanız kendinize şunu sormalısınız: Gözümden ancak zorlayarak giren bir şey nasıl olur da boğazımdan kolaylıkla geçer?
Bizlere sıradan gelen hayvanların görsellerine bakmadan önce alışkın olmadığımız hayvanlarınkine tekrar göz atalım.



Unutma ki tabağına konan her bir et parçası, yaşamına devam etmek isteyen bir canlının canını zorla alma ile elde edilir. O et parçasında korku, can çekişme, hüzün ve ölüm vardır.

                                                                                      
Size sorum şu: Kedi ve köpekler öldürülünce neden merhamet hissedersiniz? Acı çekiyor diye değil mi o hayvan?
Sevgili Arkadaşlar!
İnekler de kedi ve köpeklerin hissettiği acının tam tamına aynısını hissediyorlar. Hiçbir farkı yok. Eğer içinizde öldürülen bu kedi ve köpeklere karşı bir merhamet hissediyorsanız bunlar aklı başında canlılar. Hayvanların çoğu üç yaşındaki bir çocuğun aklına sahiptir. Aynı acıyı inekler de hissediyor. İnek, koyun ve keçinin köpekten hiçbir farkı yok. Dogmatik olarak yaklaşmadığı sürece bir insan, hani Allah bunu bizim yememiz için yaratmış demiyorsa ki yok böyle bir şey, hangi koşullarda var göreceğiz bunları… İnek, koyun, keçinin köpekten bir farkı yoktur. Onların da sinir sistemleri var.
İnsanca öldürelim o halde onları!!
Merhametlice… Nasıl olacaksa bu?! Merhametlice, öldürmek??…
Naziler, Yahudileri insanca öldürmek için gaz odalarına koydular. Uyuyakaldılar orada birçoğu… Birçoğunu da sonra ateşe attılar. O da başka… İnsanca öldürmek için!
Benim size sorum şu:
İnsanca tecavüz olur mu?
Hırsızlık olur mu?
Öldürmek olur mu?
Katliam olur mu?
İnsanca nasıl olacaksa bu iş?! Hayatlarına “insanca” son verelim bu hayvanların. Bu hayvanlar kırlarda, bayırlarda yaşamak istiyorlar. Biz bu hayvanların canlarını “insanca” ellerinden alalım. Bu mümkün mü acaba insanca bunu yapmak? İnsanca katliam olur mu? Allah göstermesin birisi sizin evladınızı “insanca” öldürmek istesin ve “insanca” öldürdüm ben onu, desin. Nasıl hissedersiniz? İnekler için de aynı şey geçerli.


İnsanca Katliam
*Her sene Türkiye’de 1.5 milyar kara hayvanı katledilmektedir. Büyük ve küçük baş hayvanlar olarak.
*Her sene dünya üzerinde 53 milyar kara hayvanı katledilmektedir.
Deniz hayvanları saymakla bitmez. Yunuslar, koskocaman ton balıkları, hamsiler… Çok ciddi kan döküyoruz. Beyni, sinir sistemi ve hisleri olan canlıları keserek öldürüyoruz.
Tavukların bile annelik hisleri var. Tavuk, civcivlerine uzanacak olsanız, gelir size saldırır, kesinlikle izin vermez. Biz, bu beyni olan, gözleriyle gören canlıları alıp öldürüyoruz.
Bu büyük katliama dur demek ister misin? Bunun için tek yapmanız gereken doğal diyet ile beslenmek. Hayvanlar yerine topraktan elde edilen yüzlerce sağlıklı ürünü tüketmek.




Yaşamak isteyen canlıları özgürlüklerine kavuşturun. Hem siz sağlıklı yaşayın hem de onlar mutlu olsunlar.

                                                      *


Ne Yiyeceğiz?
Doğada Rabbimiz bize her türlü besinden vermiş, taptaze! Hiçbir hayvan onları sindirim sisteminden geçirip bize vermemiş. Hayvanların etlerini yemek gerekmeyecek şekilde, bitkilerin her türlüsü var… Protein derseniz aynı şekilde hepsinde var.
Ben burada birkaç şey hazırladım sizin için.


Soya proteini… Tadı tamamen etle aynı. Etin tadını veren etin kendisi değildir zaten. Siz ete baharatlar katarsınız ondan sonra etin tadı gelir. Size bir parça et verseler onu pişirmeden kanlı kanlı yiyemezsiniz. Sadece su içinde haşlasanız yine yiyemezsiniz tadı hiç hoşunuza gitmez. Vücudunuzun kabul etmediği, midenizin kaldıramadığı bir şeydir o... Tuz ve çeşitli baharatlar atarsınız yiyebilmek için. Bunlar sebzeler için geçerli değil. Sebzeler olduğu gibi de yenilebilir. İnsanın içini bulandırmadan…
Soya kıyması… Ara sıra insanın canı çekebilir. Türkiye’de baktım bir tane yerde 300gramı  6 TL. Kilosu 19-20TL’ye geliyor. Etin kilosundan çok daha ucuza sağlıklı soya proteini yiyebilirsiniz. Et tadında, yemeklere katarsınız, köfte yaparsınız, etin kullanıldığı her şey yapabilirsiniz. Soya kıyması üzerine dökün baharatları, aynı et tadında, ben öyle yapıyorum.


Ve protein… Nohutun 6 gramında 100mg protein vardır. Aynı şekilde fasulye de zengin protein kaynağıdır. Şuanda Amerika’da et tüketimin bünyeye verdiği zarardan ötürü market reyonları her geçen gün daha fazla soya proteinini insanlara sunmakta. Etten çok daha fazla proteini olan sağlıklı ürünler bunlar. Etten daha lezzetli ve insan sağlığına yararlı şeyler. Ben birkaç tane aldım bunlardan, sadece görün istedim, inşallah Türkiye’deki süpermarketlere de girmeye başlar. Üç beş tane vegan dükkan var, buralardan temin edilebiliyor.





Soya ya da tofu döneri, bunlar da harika!

Soya balığı… Tamamen doğal biçimde kesinlikle genetiğiyle oynanmamış soya fasulyesinden elde edilmiş. Çeşitli deniz bitkileri eklenerek deniz tadı verilerek yapılmış. Bunlara ihtiyaç bile yok ama ben nasıl tatsız yaşarım, diyen insanlar için sadece gösteriyorum yoksa ben de almıyorum.



Salam, sosis… Genetiğiyle oynanmamış soyadan…

Ben normalde dediğim gibi bunları almıyorum. Fakat bugünkü video için gittim aldım.


Yine aynı şekilde peyniri de var. Mozerella, parmesan peynir… Yine soyadan yapılan...
Sucuk… Sadece soyadan da yapılmıyor. Doğada başka protein içeren bitkilerden de yapılıyor. Tamamen doğal, kimyasal karıştırılmamış. İçinde et gibi maddeler yok. Etin içerisinde kan, sinir ve damarlar var. Proteini aldıktan sonra tamamı çöp, vücuda zararlı şeyler. Bunun yerine son derece bitkisel ürünler var. Zaten sucuğu sucuk yapan içindeki baharatlardır.


Kuru olarak da satıyorlar. Kuşbaşı et şeklinde. Bunu da suda haşlıyorsunuz birazcık tuz ekledikten sonra her türlü yemekte kullanabilirsiniz.

Ya da soya tavuk…
Her türlü doğada ürünler var.


Süt dedik, süt nasıl içeceğiz? Ben badem sütü içiyorum. Zamanım olunca kendim yapıyorum, olmayınca hazır alıyorum. 


Badem sütünün ve soya sütünün kalsiyum oranı inek sütünden %50 daha fazladır. Çok da sağlıklı… İçinde inek sütünde olduğu gibi kan yok, iltihap ve organizmalar yok. Su katıp mikserde çeviriyorsunuz sonra süzüyorsunuz, posasını da baharat katarak ezme yapabilir, ekmeğin üzerine sürüp yiyebilirsiniz. Geri kalan kısmı da süt olarak içersiniz, tamamen sağlıklı.


Ceviz… Protein için.


Yumurta… Yumurta nedir arkadaşlar? Bir tavuğun neslinin türemesi için yumurtladığı bir cenin. Yumurta yerken ya bir cenin yersiniz, ya da tutmamış bir yumurta yersiniz. O da kanama oluyor, tavuğun adeti… Gerçekten mide bulandırıcı. Hayvan kendi neslinin devamı için yumurta yapıyor siz gidip alıyorsunuz. Hayvan onu sizin için yapmadı ki neslinin devamı için yaptı. Sen gidip alıyorsun yumurtayı onun altından yani bir yerden birisinin izni olmadan girip bir şey alınca ona ne derler? Kusura bakmayın bana hiç etik gelmiyor bu tip şeyler.
Yumurtadan çok daha güzel ve sağlıklı ve yumurta şeklinde… Bazı insanlar, özellikle bayanlar diyecektir ki ben nasıl kek yapacağım? Evde, yumurta kıvamında, doğal olarak yapılmış yumurtalar var, gördüğünüz gibi…
Evet devam edelim.
Doğada bu kadar çok şey varken niye gidip biz hayvanları öldürelim?


Doğada Canlılar Birbirlerini Niçin Öldürürler?
*Yaşam mücadelesi için

Canlılar başka canlıları doğdukları andan itibaren köleleştirip, büyütüp sonra da yemezler. Doğada vahşi hayvanlar başka hayvanları yaşam mücadelesi için öldürürler. Onlar o sebepten yaratılmıştır. Doğanın dengesini korumak için kimi hayvanlar leş yer kimi öldürerek yerler. Doğanın kanunu böyle… Doğadaki canlılar sadece acıkınca gider avlanır ve yerler.

Niçin İnsanlar Hayvan Yer?
*Gelenek
*Alışkanlık
*Tat
*Yaşam mücadelesi

Atalarımızdan geleneksel olarak böyle gelmiş. Annelerimiz tarafından, ye bunu, ye bunu, diye hangi birimize davranılmamıştır. Çocukları olanlar yaparlar bunu, ye oğlum, ye kızım… İstemiyorum dedikçe yemen lazım… Gelenekten böyle gördük, yemesi lazım, yemezse normal değil o çocuk, öyle düşünülür. Niçin normal değil? Niçin et veriyoruz? Sağlıktan dolayı mı? Hayır. Hindistan’da hiç et yemeden yüz on sene yaşayan binlerce insan var. Hindistan’ın birçok yerinde et yenmez, onlar da normal insanlar. Birçok bilgisayar mühendisi Hindistan’dan çıkar. Din kısmını bırakalım. Amerika’ya gelin, buradaki bilgisayar şirketlerinin Hindistanlılarla dolu olduğunu görün. Çok da zeki insanlar. Et yemiyor adam ama normal bir insan. Güler, konuşur, muhabbet eder seninle… İçlerinde Müslüman olanları da var, olmayanları da... Din faktörü başka bir şey, yemek din değildir.
Alışkanlık… Bize gelenekten sokulur sonra alışkanlık haline gelir, et yeriz.
Tat… Etin verdiği tat. Özel olarak bazı baharatlar sadece etlerde kullanılır. Dolayısıyla insan zihni, nefsimiz, arzularımız o tatları almak ister, dolayısıyla hemen gider kebaplara saldırırız.
Yaşam mücadelesi… İnsanlar yaşam mücadelesinden dolayı da hayvan yerler. Diyelim ki siz izci kampına gittiniz, dağlarda kayboldunuz ve etrafınızda ne mantar ne de başka bir şey var. Ne yaparsınız? İki üç gün yol gitmişsiniz, yiyeceğiniz kalmamış… O zaman siz avlanırsınız, mesela bir kuş… Yaşam mücadelesi bu… Kuşlar da yaşam mücadelesi için küçük böcekleri yerler. Bu, Allah’ın doğaya koyduğu bir sistem. Böyle bir durumda insanlar da hayvanları yerler. Bir tavşan yakalayıp yemek zorunda kalırsınız örneğin… İnsanlar ancak hayati değerde zorda kalınca hayvan yerler.
Bizi ilgilendiren kısım ilk üç madde: Gelenek, alışkanlık ve tat. Niçin ben zorla, atalarımdan gördüğüm şeyi devam ettireyim. Alışkanlık zaten iyi bir şey değildir. Et yemek bir alışkanlık, mantıken bunun olmaması lazım.
Tat… Az önce gösterdim size, etin verdiği tadı aynı baharatları kullanarak doğadan gelmiş taze ve temiz ürünler üzerinde uygulayabilirim. Et toksiktir, pistir. Hayvanlar ölünce asit salgılarlar hemen. Kalp durduğu zaman aynı anda vücuttaki hücreler asit salgılamaya başlarlar. Niçin? Vücudun çürümesi için. Allah’ın koyduğu bir kanundur bu. Vücudun çürümesi ve bir an önce doğadan gitmesi için. Olay yeri polisleri bir ölüm vakası olduğunda öldürülmüş insanlara bir uygulama yaparlar. Ortadaki cesedin kaç saat öne öldürülmüş olduğunu bulmak için. Nerden anlarlar bunu? Çünkü kalp durunca insan vücudundaki hücreler hemen asit salgılamaya başlar. O asidin miktarına göre kaç saat önce ölümün gerçekleştiği tespit edilir. Hayvan vücudunda da aynı şey olur ve bu asit insan sağlığına birebir zararlıdır. Birazdan bunu göreceğiz. Dolayısıyla et toksiktir.
Et hastalıklı toplumlar meydana getirir. Et tüketiminin yüksek olduğu toplumlar en hastalıklı toplumlardır.
Sizi temin ederim ki ben devamlı hasta olurdum, grip, mide rahatsızlıkları vs… Ne zaman ki et yemeyi bıraktım, bir buçuk senedir, belki bir kere grip oldum, o da benim hatamdan dolayı… İnsanın savunma sistemini yok ediyor o asitli et tüketimi… Sebzelerden insana zarar gelmez. Hangi doktora giderseniz gidin, et çok yeme ya da tamamen bırak, diyecektir. Et insan sağlığına zararlıdır.

Doğada Her Şey Mevcuttur.
*Et insan sağlığına zararlıdır. Sebzelerden zarar gelmez.
Kalp, prostat, meme, pankreas, böbrek kanseri, kemik erimesi, yüksek tansiyon, obezite, şeker hastalığı, kolestrol vb. birçok hastalığın sebebi et yemektir.
*Doğal beslenme ile kolestrol %100 dışarı atılır. Doymuş yağın da neredeyse tamamını, trans yağ asitlerini de tamamen atıyorsunuz.
Özellikle Türkiye’de kanserin en büyük nedeni et yemektir. Sigaranın etkisi yok mu diyeceksiniz. Elbette var, bunu inkar etmiyoruz. Sigaranın ve yüksek dozda alkol kullanımının da etkisi var. Et tüketimi en baştaki unsurlardan bir tanesi.
Kemik erimesi… Et yendiğinde vücuda çok yüksek asit geçer. İnsan kanı bunu dengeleyemez. Asiti nötr hale getirmek için fosfat gereklidir ki bu kemiklerde mevcuttur. Kemiklerde fosfat ve kalsiyum birleşik haldedir ikisinin birleşiminden kemik olur. Kandaki asiti nötrleştirmek için kemiğe saldırıp kemiği ayrıştıran kan, fosfatı kendine alır ve kalsiyum da idrarla atılır çünkü ayrışmış olur. Ve bu kemik erimesine yol açar. Bundan dolayı size devamlı süt için, kalsiyum alın denir. Çünkü sizin et yiyerek kaybettiğiniz kalsiyumu başka bir yoldan kendinize geri almanız gerekmektedir.
Soya proteinindeki kalsiyum miktarı 36gr. Ette ise 27gr.’dır. Çok daha yüksek. Ayrıca soyadaki kalsiyum, ettekinden 20 katı daha fazla. Et yemek zaten kanserlere yol açar. Toksik madde, temiz değil. Allah ne diyor? “Yeryüzündeki helal ve temiz gıdalar…” Temiz, taze, fresh… Doğadan gelir ve barış içerisinde yaşarsınız. Doğal beslenme ile eti bırakınca kolestrolü de %100 dışarı atarsınız.
*Protein… Hayvan proteini insan vücudu için çok asidiktir ve bunu vücut kaldıramaz. Hayvan yiyen her üç kişiden 1’inin kanser olma nedeni budur.
Bizlere hiç saldırmamış hayvanları vahşice öldürmeden ve sağlığınıza zarar vermeden doğadan %100 sağlıklı, taze ürünlerle beslenebilirsiniz.
Ben yapıyorum bunu… Çok kolay ve çok da mutluyum. Barışı hayata geçirmiş oluyorsunuz. Kalben de mutmain oluyorsunuz. Hiçbir canlıya zarar vermiyorum, bu dünyada meleklerin itiraz ettiği şeyi yapmıyorum, dostluk ve barış içerisinde yaşıyorum. Çevreyle, insanlarla, hayvanlarla… Onlara acı vermiyorum, bu katliama iştirak etmiyorum. Sadece ben, bu katliamı durdurursam bir nefsi kurtarmak bütün nefisleri kurtarmak gibidir, biliyorum. Bir nefsi öldürmek bütün nefisleri öldürmek gibidir. Nefs diyor ayette, bir insan demiyor. Bir yaşantı, bir canlı…

İnsan Fizyolojisi
*İnsan bedeni %100 otoburdur.
Bağırsakların uzunluğu gövdenin 7 ile 13 katı civarındadır. Bütün dünyadaki otoburlarınkiyle aynı.
*Hayvan yiyen canlılarınki ise 3 ile 6 katı…
Niçin?
Çünkü et yediklerinde etten alacakları asitleri, doymuş ve trans yağları kesinlikle vücutlarına çekmek istemezler, bağırsakları kısadır ve hemen dışarıya atmak isterler. Halbuki bizimki çok uzun. Bize niçin et yaramıyor? Bizim bağırsaklarımız otoburlarınki gibi çok uzun. O et, bizim bağırsaklarımıza indiğinde dışarı çıkana kadar içerisindeki bütün asitleri, trans yağları, toksik maddeleri içimize çekiyoruz. Bundan dolayı et yemek tamamen zararlı bizim için. Allah, bizi uzun bağırsaklı yaratmış ama yırtıcı hayvanlarınki kısa. İhtiyacı olanları alıp geri kalanı çöp olarak hemen atıyorlar.
*Hayvan yiyen canlılar gibi pençelerimiz yok, avlanmak için…
*Tükürüğümüzde karbonhidratları sindirmek için enzimler var. Bu sadece otoburlarda bulunur.
*Dişlerimiz geniş, kısa, küt ve düzdür. Otçullarınki gibi… Etoburlar gibi sivri değil. Elma, havuç gibi bazı sert gıdaları yiyebilmek için köpek dişlerimiz var sadece. Diğerleri düz. Niçin? Sebzeleri yememiz için. Etleri parçalamamız için değil.
*Alt çene yanlara doğru çiğneme hareketi yapar. Et yiyen hayvanların çeneleri yukarıdan aşağıya doğru açılır kapanır. Bizler otçullar gibi yan tarafa doğru hareketlerle çiğneriz.

Dünyadaki Açlık
Dünyadaki açlığın en büyük nedeni hayvan yiyen toplumlardır. Dünyadaki tahılların %65’i direkt olarak her sene katledilen 53 milyar kara hayvanına besin olarak verilmektedir. 7 milyar insan ile 53 milyarı kıyaslayın.
Türkiye’de soya tarımı başlarsa herkes bu proteinleri yiyecek. Herkes sağlıklı beslenecek. Bu çok daha ucuz, daha sağlıklı, daha ucuza da getirilebilir bunlar. Hiç kimse et yiyemiyor pahalı olduğu için. Çünkü bizim yiyeceğimizi hayvanlara yediriyorlar. Tabii ki daha pahalı olur.
Ben şimdi et yemeyi bıraksam kendi başıma nasıl yardımcı olacağım diyebilirsiniz. Hep beraber kardeşim. Bu bir bilinç meselesi. Şu an Amerika’da olsun Avrupa’da olsun araştırırsanız göreceksiniz, süpermarketlerde yeni yeni artıyor. Amerikan hükümeti, buradaki sigorta kurumları, kanser tedavilerine harcanan milyonlarca dolardan usandılar. Marketlerde sağlıklı reyonlar açmaya başladılar. Yakında Türkiye’ye de gelecek. Şimdi üç beş kişi, ben nasıl yapacağım diye düşünüyor, sabrederseniz çok kısa zaman içinde Türkiye’de çok yaygınlaşacağını göreceksiniz. Hep beraber yapacağımız bir şey bu… Süpermarketler bu işe para yatıracak ve inanılmaz kâr edecekler siz de ticaretle uğraşıyorsanız ilgilenin.
Ben burada hiçbir markanın komisyonculuğunu yapmıyorum. Para almıyorum bu işten. Sağlığınız için söylüyorum sadece... Hem sağlık, hem etik, hem merhamet... Dünyadaki açlık biterdi. Bunca hayvanı beslemek yerine o tahıllarla beraber açlık diye bir şey kalmazdı. Yemek o kadar ucuzlardı ki başka işlerle uğraşırdık.

Hayvancılık Sektörünün Çevreye Verdiği Zarar
Atmosfer
*Dünyada kesilmek için beslenen hayvanların doğaya saldıkları gazlar dünya üzerindeki tüm arabaların egzozlarından çıkan zehirli gazlardan %30 daha fazla.
53 milyar hayvandan bahsediyoruz. Kara hayvanı… Bu hayvanların saldıkları gazlar, bütün dünyadaki araçları düşünün; New York’taki, Singapur’daki, İstanbul’daki… Hepsinin atmosfere yaydığı gazlar… Gözünüzün önüne şöyle bir getirin. Trafikte göğe doğru yükselen gazlardan %30 daha fazla. İnanılmaz bir atmosfer kirliliği…
Şimdi ben, et tüketmeyin deyince dünyayı kurtarmak adına, buna günah diyen arkadaşlar, neyden bahsediyoruz bir baksınlar. Çevre kirliliğinden söz ediyoruz. Hani Kur’an’da bahsediyor ya “İnsanların yaptıklarından ötürü kara ve denizde fesat çıktı” diye… Bizim yaptığımız yanlışlardan dolayı… Endüstriyel hayvancılık tamamen bir zulüm. Hayvanlara zulüm, sağlığınıza, kalbinize, hislerinize zulüm, çevreye zulüm…
*Hayvancılık ve yan ürünlerinin meydana getirdiği CO2 atmosfere salınan zehirli gazların %53’ünü teşkil etmektedir ve 2050 yılında %75’e ulaşacaktır.
Az gelişmiş toplumlarda hayvancılık devamlı artıyor. %75’e ulaşacak şimdi buna, dur, demez isek.
Katolik kilisesi baş Papazı Papa Francıs, geçen bizi bir konferansa davet etti. Katolik Kilisesi, İslam alimleriyle beraber, “Çevreyi nasıl koruyabiliriz?” başlıklı bir konferans serisine başladı. Beni de davet ettiler, üniversiteden… Bize burada Papa Francis’in yazmış olduğu bir belgeyi okuttular. Bu belgede kendisi rica ediyor: “Lütfen hamburger yemeyin.” Çünkü bir hamburger için litrelerce su harcanıyor bir ineğin beslenmesi için ve çevreye onca zarar veriliyor. Benim buradan Bob Francis’e mesajım şudur: Sn. Bob Francis, siz deyin ki et yemeyi bırakın. Dünyanın kurtulması için ,bu global ısınmayı durdurmak istiyorsanız, et yemeyi bırakın.
*Metan gazı CO2’den 25-100 kat daha zararlıdır. Önümüzdeki 20 yılda metan gazının atmosfere vereceği zarar karbondioksitten 86 kat daha fazla olacaktır. İnekler atmosfere her gün 50 milyar litre metan gazı salmaktadır.

Suya Verdiği Zarar
Su savaşları çıkacak diyorlar. Su kalmayacak çünkü.
*Dünya tatlı su rezervlerinin yaklaşık %33’ü hayvanlara verilmek üzere ekilen tarımda kullanılıyor.
Halbuki bu su, insanlara verilmek üzere bitkiler için kullanılabilir. Kesilmek için büyütülen hayvanlar için değil.
*Bir kilo hayvan eti elde edilmesi için 4000 litre su harcanıyor.
*Bir litre süt elde etmek için 250 litre su harcanıyor.
Tabii bu 4000 litre su, hayvan idrarı ile atılıyor, çevre kirlenmesini düşünün.

Toprak
*Dünya hayvancılık tarımı için kullanılan arazi, buzullarla çevrilmiş yerkürenin %33’ünü işgal eder. Düşünsenize buraya insanlar için nasıl ekim yapılırdı.
*2500 adet ineğin katı ve sıvı atıklarının çevreye verdiği zarar 410. 000 nüfusa sahip bir yerleşim birimiyle aynıdır.
*Sadece ABD’de dakikada 3500 ton hayvan atığı toprağa karışıyor.

Denizler
*Her sene 2.7 trilyon deniz hayvanı öldürülüyor.
*Neonatial Geographic araştırmasına göre, en geç 2048 yılında denizlerde balık kalmayacak. Şunun şurasında 30 sene kalmış. Et yiyen toplumlar hayatı sona erdiriyor.
Umarım anlatabilmişimdir. Bu anlattıklarım tamamen insancıl bir düşüncenin ürünü, tamamen hayvanlara karşı, çevreye karşı sorumluluklarını bilen, kendi nefsinin, bedeninin geleceğini düşünen geleceğine yatırım yapan bir zihniyetin paylaşımıdır. Yoksa hiçbir şekilde olaya dogmatik yaklaşmak benim tarzım değil.
Kur’an ayetlerini de göreceğiz bu konu hakkında…
Umarım anlatabilmişimdir.