2 Haziran 2018 Cumartesi

HAYVANLARLA BESLENME -2-


Taner Eon Demirci Lopez’in https://youtu.be/WjU-tEFrEmY kayıtlı çalışmasından derleme
Derleyen: M. İnan Karatepe
_________________________________________________________________________

Merhabalar
Umarım afiyettesinizdir…

Bugün hayvanlarla beslenme konusunun ikinci kısmına geçeceğiz. Kur’an ayetlerinden bahsedeceğimiz bu çalışmadan önce inşallah ilkini izlemişsinizdir. Eğer izlemediyseniz sizden bu çalışmayı bırakıp ilkine bakmanızı rica edeceğim çünkü oradan aldığımız bilgilerin bir kısmını bugünkü çalışmamızda kullanacağız.

Sunumumuza geçmeden önce hatırlayalım; "İnsanlar niçin hayvanları yerler?" diye sormuştuk ve şöyle maddelemiştik:

-Gelenek
-Alışkanlık
-Tat
-Yaşam mücadelesi

Kur’an ayetlerine geçmeden önce şu görsele bakınız:


Burada internet ortamında videosunu izleyerek tanık olduğumuz bir vahşet var. Gebeliğinin sonlarına gelmiş bir inek, işkence ile asılıp öldürülüyor ardından karnı yarılıp canlı yavrusu çıkartılıp o da öldürülüyor ve direkt çöpe atılıyor.

Sıradan bir yerde çekilmiş, önceden ayarlanmamış bir görüntü... Türkiye’de olmuş bir olay. Bu olayın binlercesi her gün dünyanın çeşitli yerlerinde meydana geliyor ve biz hiç farkına varmıyoruz. Önümüze konan bir et parçasının arkasında ne var, ne canlar alınmış, ne vahşetler yaşanmış hiç bilmiyoruz. İnsanın vicdanının almadığı bu olay bir mezbehânede yaşanan sıradan bir vaka… Bunun benzerleri her gün düzinelerce kez yaşanıyor. İnsan vicdanı buna, dur, demek istiyor.

KUR’AN AYETLERİ

Kur’an’a göre haram yiyecekler nelerdir? Allah-u Teala, bu sorunun cevabını elçisine vahiyle bildiriyor. Bu vahiy elbette ki Kur’an’ın içinde. Peygambere vahyedilenler arasında haramların birkaç madde olduğu, bunun dışındakilerin ise helal olduğu görülüyor, ayete bakalım:

 “Söyle: Bana vahyedilenden başka hiçbir yemekte haram bulmuyorum: Ölü, kan, pis olan domuz eti veya bozgunculukla ondan Allah’tan başkasına sunulan. Artık kim ihtiyaç duyarsa, haddi aşmadan ve hak çiğnemeden (yiyebilir.) Rabbin Gafurdur, Rahimdir.” (6:145)

Ölü: Arapçada “meytetu” kelimesi ölü demektir ancak geleneksel çevirilerde “leş” olarak çevrilir. Oysa leş kelimesi “cife”dir. Rabbimiz Kur’an’da; “Benim kelimelerimi saymakla bitiremezsiniz.” diyor. Allah, özel olarak her şeyi “mufassal” yani tafsilatıyla, apaçık açıkladım diyor. Buna rağmen “cife” kelimesini kullanmıyor ve aksine “meytetu/ölü” diyor. 

Kur’an’a göre ölü yemek haramdır. Hadisleri işin içine katmıyoruz. Eğer katacaksak içinden çıkamayız. Hadislerin içinde ne rezillikler olduğunu biliyoruz. 

Güya Muhammed Peygamber; “El-lahmu seyyidut’-taam” demiş, yani; “Et, yemeklerin efendisidir, seyyididir.” Oysa bir önceki çalışmamızda etin ne kadar necis, pis, toksik bir madde olduğunu gördük. İçinde kan var, sinirler, damarlar, donmuş yağlar var… Tamamen vücuda zarar veren şeyler. 

Bildiğiniz gibi ölüm gerçekleştiğinde hücreler asit salgılar. Bu asitli et tamamen pistir. 

Etin temiz, kaliteli olduğuna dair bu hadis de sonradan uydurulmuş bir sözdür. Kur’an’a göre ölü yemek haramdır.

Şahsen ben önüme gelmiş bir etin bir ölüye ait olduğunu düşünüyorum ve bunu haram olarak algılıyorum. Siz nasıl algılarsanız algılayın benim için farketmez. Ben burada size Kur’an’dan gördüklerimi anlatıyorum. 

Etik olarak zaten bir hayvanı bıraksanız on beş sene yaşar o... Ama siz en çok beş sene içinde öldürüyorsunuz hayvanları. Allah niçin hayvanların fıtratına daha fazla ömür biçmiş? Öldürelim diye mi? Öyle bir şey söz konusu değil. Kur’an’a göre ölü yemek haramdır. Geleneklere, hadislere göre değil. 

Kan: Haramdır. Sünnilik ve Şiilik etkisinde kalınarak yapılan çevirilerde sözde “ölü” derken leş demek istenmiş de güya hayvanların bıçakla kafasını kestiğinizde bu hayvanlar temizleniyor ve kanları boşalmış oluyormuş. Halbuki gidin kasaptan et alın, o eti süzgece koyun, onun altındaki kap, kanla dolacaktır. Çünkü ette kan vardır. Kan haramdır, necistir, pistir. Siz o kanı oradan alamazsınız. Yapısında var onun. O da haramdır.

Domuz eti: “Pis olan domuz eti ve bozgunculuk ile ondan Allah’tan başkasına sunulan…”

Şimdi burada diyorlar ki domuz eti özel olarak kullanıldığı için aslında başka etler yenebilir. Ben bunu diğer çalışmamda anlattım. Arap yarımadasında Allah’tan gayri insanlara, büyüklere, onların şereflerine domuzlardan kesilirdi. Çünkü domuz ucuz ve çok çabuk biçimde ürer gider.  Onlara öyle develer, inekler kesilmezdi. 

Madem hazır öldürülmüş bir hayvan ortada duruyor, soru soruluyor peygambere, bunu yiyebilir miyiz, diye… Hayır, diyor. “Ondan (o domuz etinden) Allah’tan başkasına sunulmuş olanı da…” yemeyin diyor. Kimse Allah’a böyle bir şey sunmazdı zaten. Hazır öldürülmüş hayvanı yemek de haram.

Ayet çok açık. Ölü yemek haram. Var mı itirazı olan? Kan... O da pis. Şimdi diyecekler ki o temiz kan. Ayette parantez içi ifadeler koyarak “ölü” yerine “leş”, kanın yerine “pis kan” yazıyorlar. Allah’ın söylemediği sözleri söylemek değil mi bu? Halbuki ayet açık. Kur’an mufassaldır. Geleneksel anlayış ve hadisler kanalıyla kelimelerin kavram alanı o kadar çok tahrif edilmiş ki o yüzden anlayamıyoruz. Muhammed peygamber ve onun etrafındakiler bu ayetlere muhatap olduklarında bizim gibi düşünmüyorlardı. Hemen ne demek istendiğini anlıyorlardı. Fakat biz şimdi bu konular üzerinde devamlı yorum yapmak mecburiyetindeyiz. Çünkü tarih içerisinde uydurulmuş hadisler vasıtasıyla kelimelerin anlamları değiştirilmiş. Ayette “ölü” yazıyor “leş” diye çevriliyor. “Kan” yazıyor “pis kan” diye çevriliyor.

Yaşam Mücadelesi:“Artık kim ihtiyaç duyarsa…”

Yaşam mücadelesinde ihtiyaç duyulursa et yenebilir, Allah bunu doğada böyle yaratmış. Yırtıcı hayvanlar hayat mücadelesinde başka hayvanları yerler. Yırtıcı olmayan hayvanlar da aynı şekilde. İnsanoğlu da mecbur kaldığında hayvan eti yer. Allah buna izin veriyor.

Sonrasında ne diyor Allah?

“Allah Gafurdur, Rahimdir.”

Sen mecbur kaldın, bunu yaptın, Allah affeder…

Kur’an’da yaşam mücadelesi ile ilgili ayetler avlanma ile ilgili ayetlerdir. (bkn:5:1-2-3 ve 16:14)

Eskiden zevk için avlanma olmazdı. İnsanlar yaşam mücadelesi sebebiyle avlanırlardı. Nitekim Hacca gidenler 5:1-2-3 ayetlerinde bahsedildiği üzere çölden geçiyorlar, hayati bir risk söz konusu burada, açlık durumunda avlanabilirler. Buradaki ayetlere bu nedenle hiç değinmiyorum. Çünkü bu ayetlerde avlanmaktan söz ediliyor. Bağlam tamamen farklı.

“Hedy” olarak ifade edilen bir kelime var bunu bize bugüne kadar kurbanlık hayvan olarak çevirmişler halbuki “hedy”; hediye demek. Ne zamandan beri kurban olmuş bu? Boyunlarındaki gerdanlık ifadesi var. Hacca gönderilen hediyelerden bahsediliyor orada.

16. surede ise deniz yolculuğundan bahsediliyor. “Gemilerle beraber nasıl gidersiniz” diyor. Deniz yolculuğu da yaşam mücadelesine giriyor, balıklar avlanıp yenebilir. Buna hiçbir şekilde itirazım yok. Zorunluluk hali çünkü.

Ehl-i Kitabın Yemekleri:

“Bugün size Ehl-i Kitabın temiz yemekleri helal kılındı…” (5:5)

Özellikle burada “tayyip” kelimesi geçiyor. Yani “temiz”…Burada Ehl-i Kitabın kestikleri, boğazladıkları gibi bir ifade yok. İslam fıkhında çokça geçer hani… Ben size bir önceki çalışmamda açıkladım. Et kesinlikle necistir, pistir.

Ehl-i Kitaptan birisi benim önüme et koysun ben onu temiz olmadığı için yemem. Et pistir. Dolayısıyla etin haram oluşuna dair argümanlarımıza karşı bir argüman olarak kullanılamaz bu ayet. Çünkü temiz kelimesi var ayette.

Hangi Yiyecekler Temizdir?

2:168  ayetinde Rabbimiz hangi yemeklerin temiz olduğunu çok net biçimde açıklıyor:

“Ey iman edenler! Yerden gelen helal ve temiz olanlardan yeyin. Şeytanın adımlarına tabi olmayın. O sizin açık düşmanınızdır.”

Allah açıkça belirtiyor. Siz alın ayetleri kendiniz okuyun. Benim için “Yerden gelen helal ve temiz olanlar” ifadesi yeterli. Kendiniz değerlendirin. Bilim okuyun, etin ne kadar zararlı, pis bir şey olduğunu ve kanser ürettiğini görün. Allah’ın hiçbir zaman et yemeğini temiz bir yiyecek olarak değerlendirmeyeceği kanısına kendiniz varın. Boşu boşuna Allah o kelimeleri oraya koymamıştır.

“Şeytanın adımlarını takip etmeyin.”

Şeytan ne ister? Melekler neye itiraz etmişlerdi? Şeytan kan dökülmesini ister. Şeytan birilerinin, birilerini öldürmesini ister.

 “Allah evlerinizi size huzurlu bir yer kıldı. Size nimetlerinizin (hayvanlarınızın) derilerinden yolculukta kolayca taşıyacağınız çadırlar ve konakladığınızda da bir vakte kadar yünlerinden, kıllarından, tüylerinden geçim vasıtası kıldık.” (16:80)

Burada "nimet" kelimesi hayvanlarınız olarak çevriliyor. Nimet her zaman hayvan anlamına gelmez. Her zaman yenen bir şey değildir. Mesela benim ablamın adı Nimet. Ben gidip ablamı yemiyorumJ Size verilen imkânlar birer nimettir. Nimet kelimesi bağlamına göre “hayvan” anlamına da geliyor, itiraz etmiyorum. Niçin onlara nimet denildiğini göreceğiz zaten ayetler kendi kendini açıklıyor.

"...derilerinden yolculukta taşıyacağınız çadırlar..."

Hayvanların derisini kullanabilirsin. Yemeyeceksin onu ama...  Eskiden çadırlar yapılıyordu. Şimdi montlar, ayakkabılar yapılıyor.

“…yünlerinden, kıllarından, tüylerinden geçim vasıtası kıldık.”

“Etlerinden” demiyor burada. Yünlerinden, kıllarından, tüylerinden deniyor. Özellikle açıklıyor Rabbimiz nasıl nimet olduklarını...

 “Ve sizin için o nimetleri (hayvanları) yarattı. Onların ısıtıcı özelliği ve menfaatleri vardır ve ondan yersiniz.” (16:5)

Isıtıcı özelliği derken üzerimize giydiğimiz montlardan mı bahsediliyor? Olabilir.

“Menfaatleri vardır…”

Ne gibi? Üzerine binersiniz, mesela at nimettir. Deve, eşek aynı şekilde…Onların üzerine biner, eşya kor taşırsınız. Hayvanları Allah bize musahhar kılmış. Eskiden böyleydi şimdi arabalar var, o da bizim için nimet.

“On-dan yersiniz”

Para kazanırsınız.

Bu “onlar-ı yemek” değil.

“Min” edatı var orada. “On-dan” yersiniz diyor ayet, “onlar-ı yersiniz” değil!

Sizin bir dükkânınız vardır. Size nerden geçindiğiniz sorulsa “dükkândan” dersiniz. Siz dükkânı yemiyorsunuz ki… “Ayakkabı dükkânım var, ben ayakkabı dükkânımdan yiyorum” dediğinizde, oradan geçindiğinizi söylemiş oluyorsunuz. Bu benim yorumum. 

Bazıları diyor ki; “Bu adam ne kadar şanslı, ne söylesek gelip bize cevabını veriyor.” Ayete bakıyorum ve hemen bunu görüyorum. Şansla ilgisi yok. Her ayette aynı şeyi söylüyor. Akıl ve mantığını kullananlar için ibretler vardır. Ölü yemeyin diyor ayet. Ölü… Leş değil.

 “Sizin için o nimetlerde dersler vardır. İçmeniz için karınlarındaki fışkı ile kan arasından çıkan bir maddeyi size sunuyoruz. İçimi kolay halis süt.”(16:64)

“On-dan yersiniz” ifadesindeki “on-dan yemek” yoğurt, süt vs. anlamına da gelebilir. İtirazım yok. Ama bu endüstriyel olarak yapılacaksa bu bir zulüm, direkt haram. Bir hayvanın zorla hamile bırakılması sonra yavrusunun elinden alınması, kapalı, daracık bir yerde tutulup sürekli makinelerle sütünün çekilmesi, daha çok süt versin diye hormonlanması, sürekli çalıştırılması kesinlikle haram. Kesinlikle endüstriyel süt, yoğurt vs. ben onları haram olarak kabul ediyorum kendim için.

Örneğin bir tane ayakkabı dükkânı olsun. Gittiniz kendinize bir ayakkabı alacaksınız, baktınız beğendiniz, fiyatı 10 dolar yazıyor. Bakıyorsunuz ki deri çok güzel işlenmiş, böylesi bir ayakkabı nasıl bu kadar ucuz olabilir, diye düşünüyorsunuz. Ayakkabının altında minicik harflerle yazılmış bir yazı dikkatinizi çekiyor, yazı çok incecik neredeyse görünmüyor. Bir büyüteç bulup okuyorsunuz. O yazıda şöyle yazıyor: 

"Bu ayakkabı Vietnam’da 6-7 yaşlarındaki 35 küsur çocuğun evlerinden alınıp/çalınıp, bir odada gün yüzü görmeden, belli saatlerde tuvalet izni verilerek ve çok az yiyecekle çalıştırılmasına dayalı bir iş yerinde hazırlanmıştır." 

Tam bir zulüm! Siz cebinizden parayı çıkartıp bu ayakkabıyı satın alır mısınız? Vicdanınız buna el verir mi? Bu sütler, peynirler aynı… Hayvanlar, kafeslerin içerisine koyuluyor, zorla hamile bırakılıyorlar. Defalarca hamile bırakılıyorlar ve en son kesimhaneye gönderiliyorlar, tamamıyla haramî bir sistem.

Diyeceksiniz ki ben şöyle bir inek buldum; buzağısının emmesi engellenmiyor, nazik bir şekilde kalan sütü sağılıyor fakat normal sütten 2-3 kat daha pahalı… Bunu alsam ne olur? Kur’an’a göre bu helal olur. Bunun peyniri de yoğurdu da helal olur. Pastörize etmen lazım ama… Oradaki pisliği çıkarman lazım. Çıkartamayacaksın ama bu helal olur sana. Diğer türlü zorlukla yapılan bir şey, etik değil, vicdana tamamen aykırı bir olay.

 “Yeyin ve nimetlerinizi (hayvanlarınızı) otlatın. Muhakkak ki bunda akıl sahipleri için elbette ayetler vardır.” (20:54)

Bazıları diyor ki işte bakın ayette “hayvanlarınızı yeyin” deniyor. Yanlış!

“Yeyin ve otlatın…”

Bir önceki ayete bakalım:

“O yeryüzünü sizin için yaşanır kılan ve sizin için onda yollar açan gökten su indiren ve onunla çeşit çeşit bitkiler çıkarandır.”(20:53)

Allah özel olarak diyor ki su indirdik ve çeşit çeşit bitkiler çıkardık. Bir sonraki ayette de ne deniyor: “Yeyin”

Neyi yeyin?

O bitkileri yeyin!

Sonrasında ne deniyor: “…ve hayvanlarınızı otlatın”

Allah niye demiyor burada, o hayvanlarınızı da yeyin, diye… Aksine “otlatın” diyor. Madem rızık kaynağı olarak hayvanları kullanacaksınız onların haklarını verin, otlatın onları özgürce…

 “Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların menfaatlerine şahit olsunlar ve belirlenmiş günlerde Allah’ın ismini ansınlar. Haydi öyleyse onlardan yeyin ve doyurun fakirleri”(22:28)

Bu ayet bütün mealciler tarafından yanlış çevrilmiştir. Burada kesme, boğazlama gibi bir kelime yok. Allah’ın nimetleri üzerine O’nun ismini anma var. Hayvan nimetinin menfaatlerine şahit olma var. Belirlenmiş günlerde bu nimetlere karşılık Allah’a şükretme var.

“Haydi onlar-dan yeyin ve doyurun fakirleri”

Onlar-ı yeyin, demiyor yine…

Temiz yemekleri yersiniz, hayvanları ise alırsınız onlar üzerinden para kazanırsınız ve kazancınızla fakirleri doyurursunuz…

Güya burada geçen, “Allah’ın adını zikret” ifadelerini, onları Allah’a ada diye anlıyorlar. Ayetleri göreceksiniz. Bir tane ayette bile getirin hayvanları benim için kesin, kurban edin diye bir ifade yok. Başka bir ayet var ki tam tersini söylüyor:

 “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Sadece sizin takvanız ulaşır. İşte böylece onları size müsahhar kıldık ki hidayetten anladığınız kadarıyla Allah’ı tekbir edesinizi. Muhsinleri müjdele.” (22:37)

Öyle kesme, boğazlama yok. Sadece takva, bilinç, sakınma var. Kesmeyin, diyor bize. Onları size musahhar kıldık diyor. Kanlarını, etlerini değil. Çalışacaklar sizin için, ata bineceksiniz, yük taşıyacaksınız vb.

“Sizin anladığınız kadarıyla…”

Bu tamamen bir bilinç meselesi…

Bu olayın aynısı Tanah’ta da var. Eski Ahit’te Mezmurlar 40:6, 51:16, 1.Sam. 15:22 ayetlerinde. Allah kesinlikle kurban istemiyorum sizden, diyor. Ayet geliyor onlara da…

“Ey Halkım! Dinle de konuşayım. Ey İsrail! Sana karış tanıklık edeyim. Ben Tanrıyım. Senin Tanrın. Kurbanlıklarından ötürü seni azarlamıyorum. Yakmalık sunuların sürekli önümde. Ne evinden bir boğa, ne de ağıllarından bir teke alacağım. Çünkü bütün orman yaratıkları, dağlardaki bütün hayvanlar benimdir. Dağlardaki bütün kuşları korurum, kırlardaki bütün yabani hayvanlar benimdir. Acıksam sana söylemezdim çünkü bütün dünya ve içindekiler benimdir. Ben boğa eti yer miyim? Ya da keçi kanı içer miyim? Tanrı’ya şükran kurbanı sun. Yüceler yücesine adadığın adakları yerine getir. Sıkıntılı gününde seslen bana, seni kurtarırım sen de beni yüceltirsin.”

Şükran kurbanı… "Karip/kurban"; yakınlık demek. Hayvan kurbanı değil. Ne suçu var hayvanın? Hiç suçsuz bir hayvanı boğazlayarak Allah’a yaklaşacağını mı sanıyorsun?

Eski Ahit de aynı şeyi söylüyor. Onun ismini zikredip, onun izniyle kesmek filan, yok öyle şeyer, tamamen uydurma!

Katkı Maddeleri:

Bazıları anti-tez olarak 6:146 ayetini gösteriyorlar. Orada Yahudilere ölmüş hayvanların iç yağları helal edilmişti hangi hayvan olursa olsun. Bu Levililer 7:24’te de geçer. 

Niçin? 

Yahudiler, yemeklerin daha uzun bir süre dayanmasını sağlamak için ölmüş hayvanların iç yağlarını katarlardı.

Bugün kullanılan E katkı maddelerinin ilmi oradan gelir. Bir ekmek alıyorsunuz üç hafta gidiyor. Nasıl oluyor bu? Katkı maddeleriyle… Ne yazık ki bugün o katkı maddelerini elde etmek için bir sürü hayvan öldürülüyor.

Bazı sebeplerden dolayı bazı hayvanların iç yağlarını da ceza olarak yemeyecekler deniyor.  

Düşünsenize Allah ceza olarak hınzır etini onlara yasaklamış. Hınzır etini ceza olarak yasaklar mı böyle bir et yeniyor olsa? 

Halbuki hınzır etinin pis olduğunu söylüyor Allah. Ve ceza olarak pis bir eti yemeyin der mi? Ceza olmuş olsaydı, bunu yeyin derdi. Durum tam tersi. Buradaki durum katkı maddeleriyle ilgili. Artık size ceza olarak bu katkı maddelerini kullanmak yasak diyor. Olay hınzırın etinin yenmesi olayı değil.

Bu hayvan eti meselesinin tekrar gündeme getirilmesi lazım. Ölü yemek haramdır. Kur’an dininde haramdır. Ben hüküm koymuyorum. Hükmü Allah koyuyor. Ölü yemek haram dendiyse haramdır, bitti. Sen onu “leş” diye çeviriyorsun. Oysa “meytetu” ölü demek. Sen “leş” derken hüküm koymuş oluyorsun, Allah’ın koymamış olmadığı bir hükmü koyuyorsun.

İbrahim Peygambere Gelen Elçiler:

Şimdi bana İbrahim peygamberin yanına elçiler geldi ve İbrahim onlara buzağı eti getirdi, diyeceksiniz.

 “Andolsun ki elçilerimiz İbrahim’in yanına bir müjde ile geldiler ve ‘Selam’ dediler. ‘Selam’ dedi. Bunun üzerine onlara kızarmış buzağı getirdi.” (11:69)



“Bunun üzerine onların elleri uzanmadı ona. Onları yadırgadı ve onlardan dolayı bir korku duydu. Dediler ki korkma, biz Lut kavmine gönderildik.” (11:70)

İbrahim peygamber merhaba diyor, konuşuyorlar ve ben size yemek getireyim diyor ve giriyor içeriye ve yemekle dönüyor odaya… 

Bazıları diyor ki onlar melek olduğu için yemediler. Halbuki ayette “elçi” yazıyor melek değil. Zaten melek olsalardı İbrahim’e daha mutfağa giderken derlerdi: “Sen hiç yorulma biz yemek yemeyiz.” Niye adamı zahmete soktular ki koskoca İbrahim peygamber kalktı, içeri gitti ve önlerine yemek getirdi. Ne yaptı elçiler? Elleri uzanmadı ona. Ayette; “onları yadırgadı” diyor. İbrahim peygamber alınıyor. Yemek getirmiş, elleri uzanmıyor. Niçin daha önce söylemediler? Melek olsalar söylerlerdi. Elçiler İbrahim’in yemeğini bekliyorlar. Et görünce elleri uzanmıyor asıl… 

Dolayısıyla bu ayet bir anti-tez değil aksine baştan beri söyleyegeldiğimiz konuyu birebir destekler.

 Musa Peygamber ve Halkı:

“Bir zamanlar Musa halkına: Dinleyin. Allah bir inek kurban etmenizi emrediyor, demişti. Onlar, sen bizimle alay mı ediyorsun, dediler. Musa da, cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti.” (2:67)

Yukarıdaki ayet, Bakara suresi diye yanlış isimlendirilen bir surenin ayeti… Güya inek kesmek lazım ya bakara demişler malum “bakara”, inek demek.  

Bu yorumu İslam tarihinde belki de ilk defa duyacaksınız. Olaya bu gözle bakıldığında çok farklı sonuçlar çıkıyor. Ne yazık ki İslam tarihinde bugüne kadar her zaman Sünnilik ve Şiilik nazarıyla değerlendirilmiştir bu ayetler. Hadisleri atıp sıfırdan bir bakış olmamıştır. Kur’an’a bakan arkadaşlar, odaklandıklarında bambaşka hususlar keşfediyorlar. Bu Kur’an’ın mucizesi benimle alakası yok.

2:67’yi örnek vererek, Allah, Musa’ya inek kesilsin diye emretmiş, deniyor. Sonra kesilen ineğin butuyla bir cinayet vakası aydınlatılıyor, güya…

Kurban, daha önce de belirttiğimiz gibi “karip, kurbet” yani  “yakınlık” anlamına geliyordu. Hemen akla inek gelmemeli. Allah için her türlü şeyi kurban edebilirsiniz.

Musa, kavmine “bir inek kurban etmelerini” söylüyor. İnek boğazlayın, kesin demiyor.

Halkı cevaben ne diyor?

“Sen bizimle alay mı ediyorsun?” diyorlar.

Niçin acaba?

Alay edilecek bir şey değil ki bu… Bakalım ayet bize gösterecek. Kurban işlerine gelmiyor çünkü onların.

“Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın, dediler. Musa, Allah diyor ki O ne yaşlı ne de körpe, ikisi arasında bir inek. Size emredileni hemen yapın, dedi.” (2:68)

Kurbanın ne olduğunu bilen bir millet onun ne olduğunu açıklasın diye sorar mı?
Burada işlerine gelmeyen bir durum olduğu ortada…

“Onlar; Rabbine bizim için sor da onun renginin nasıl olacağını bize açıklasın, dediler. Musa’nın cevabı şu oldu: Allah kurbanın sapsarı parlak renkte, bakanlara zevk veren bir sığır olmasını istiyor.”

Bakanlara zevk veren şey nedir? Siz hiç böyle bir inek gördünüz mü? Burada bahsedilen şey altından yapmış oldukları buzağı! O insanlar, altından yaptıkları buzağı heykellerine taparlardı. Sapsarı, parlak, bakanlara zevk veren… Adamların işine gelmiyor bunu anlamak. Bizimle dalga mı geçiyorsun, diyorlar. Biz bunu kurban mı edeceğiz yani…


 “Onlar, yine demişlerdi: Rabbine bizim için sor da o kurbanlığın nasıl olacağını bize daha açık bildirsin. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer ve sonra Allah dilerse emredileni yapabiliriz.” (2:70)

Sığırlar birbirine benzer. Anlamak istemiyorlar yine…

(Musa) dedi ki: “(Allah) buyuruyor ki: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir.” Bunun üzerine onlar: “İşte şimdi gerçeği anlattın” diyerek tanımlanan sığırı kestiler. Az kalsın bunu yapmayacaklardı.” (2:71)

Hiç çalışmamış bir inek, hiç arazi sürmemiş. Bu sizin bildiğiniz normal ineklerden değil. Altın buzağıdır o! Yoksa bunun gidip inek kesmekle bir alakası yok. Allah niye yaptırsın onlara böyle bir şeyi? Asıl zor olan o altın buzağıyı kurban etmek.
Sonrasında ne diyor?

“Siz bir nefsi öldürdünüz sonra da başınızdan savdınız. Onun hakkında Allah gizlenmiş olan şeyleri bilir.” 2:72

Ayetin devamında;

“Ondan alın o öldürdüğünüze vurun canlansın” diyor.

Bunu Sünni mantık şöyle anlıyor: İneği kestiler, bir bacağını getirdiler, ölü adama vurdular ve ölü canlandı!

Ayet ne diyor?

“…öldürdünüz ve başınızdan savdınız.”

Öldürülen insan nasıl baştan savılabilir?

Burada geçen “katale nefsi” ifadeleri bir adamı öldürmek anlamına gelmiyor. Başka bir surede benzer ifadeler kullanılıyor ve yine Musa kavmine;
“Nefislerinizi öldürün” diyor. Burada intihar edin, denmiyor.
Siz bir nefsi öldürdünüz ifadesiyle de siz bir nefsi incittiniz ve başınızdan savdınız. Gidin o erittiğiniz altın buzağının bir parçasıyla o kişinin de kalbini kazanın, diyor.

Bıldırcın Eti:

56:21 ayetinde cennette insanların kuş eti yiyeceği söylenir. Burada direkt olarak “Lahm-it-tayr” (kuş eti) denir. Kur’an’ın hiçbir yerinde inek eti, koyun eti denmez. Deniz yolculuğunda bir zorunluluk olduğu için orada lahm geçiyor. Cennette de dünyada olduğu gibi hayvanları kesecekler, kuşları bile boğazlayacaklar mı sanıyorsunuz? Burada tamamen mecazî, bambaşka bir nimetten bahsediliyor.

Hatırlayalım yeniden:

“Söyle: Bana vahyedilenden başka hiçbir yemekte haram bulmuyorum: Ölü, kan, pis olan domuz eti veya bozgunculukla ondan Allah’tan başkasına sunulan. Artık kim ihtiyaç duyarsa, haddi aşmadan ve hak çiğnemeden (yiyebilir.) Rabbin Gafurdur, Rahimdir.” (6:145)

Evet, Sevgili Arkadaşlarım!

Bunlar benim görüşlerim. Ben bu ayetleri bu şekilde anlıyorum. Siz nasıl isterseniz öyle anlayın. Ayetleri defaatle inceledim. Zaten hayvan yemenin sağlığa ve çevreye zararlı olduğunu, hayvanlara zulüm olduğunu ilk çalışmamda ortaya koydum. Etin necis, toksik bir madde olduğunu belirttim. Ölü, kan hepsi pistir. İnsan zorda kalırsa elbette yiyebilir. Siz bu ayetleri bu şekilde anlamasanız bile size saygı duyuyorum. İstediğinizi yapın. Ben Rabbimin bana doğadan verdiği temiz gıdalarla beslenmeyi tercih ediyorum. Tofu, soya gibi birçok gıda var, dengeli beslenmek adına, siz de araştırın. Kanserojen olmayan, temiz, doyurucu yemekler doğadan gelmektedir. Hayvan canını almaya gerek yok. 

Umarım anlatabilmişimdir, afiyette kalınız.



1 yorum:

  1. Hepsini anladim sadece su konuda kafam net degil. Hadi diyelim gelen elciler yemedi, haramdi. Ibrahim haram oldugunu bilmiyor muydu? Ya da oglunu kesecekken niye koc iniyor?? Bunlari netlestiremiyorum

    YanıtlaSil